 |
ÜCRETSİZ 285 KİTAP VE ÜCRETSİZ 261 FİLM BİLGİNİNYERİ.BLOGCU.COM WEB ADRESİNDE
KURAN'DAKİ EMİR VE YASAKLAR
ALLAH'A ŞİRK KOŞMAMAK
O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allaha eşler koşmayın. (Bakara Suresi, 22)
Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun. (İsra Suresi,22)
ALLAH'A İBADET ETMEK,O'NA İBADETTE KARARLI OLMAK
"Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." (Al-i İmran Suresi, 51)
Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi, 36)
Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: "Benden başka İlah yoktur, öyleyse Bana ibadet edin." (Enbiya Suresi, 25)
Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse Bana ibadet ediniz. (Enbiya Suresi, 92)
Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana ibadet edin. (Ankebut Suresi, 56)
Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz. (Hac Suresi, 77)
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde Ona ibadet et ve Ona ibadette kararlı ol. Hiç Onun adaşı olan birini biliyor musun? (Meryem Suresi, 65)
ALLAHTAN KORKUP SAKINMAK,DOĞRULARLA BİRLİKTE OLMAK
Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Hadid Suresi, 28)
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir. (Bakara Suresi, 194)
Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının. (Bakara Suresi, 197)
Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na döndürülüp-toplanacaksınız. (Bakara Suresi, 203)
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver. (Bakara Suresi, 223)
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 231)
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 233)
Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. (Nisa Suresi, 1)
Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Maide Suresi, 2)
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. (Maide Suresi, 4)
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir. (Maide Suresi, 7)
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (Maide Suresi,57)
Kendisi'ne inanmakta olduğunuz Allah'tan korkup-sakının. (Maide Suresi, 88)
O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının. (Maide Suresi, 96)
Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 100)
Allah'tan korkup-sakının ve dinleyin. (Maide Suresi, 108)
Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde ona uyun ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz. (Enam Suresi, 155)
eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının (Enfal Suresi, 1)
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Enfal Suresi, 69)
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir. (Hac Suresi, 1)
İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının. (Muminun Suresi, 52)
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının (Lokman Suresi, 33)
Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının (Tegabün Suresi, 16)
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 35)
Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Al-i İmran Suresi, 102)
Gönülden katıksız bağlılar olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)
Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun. (Tevbe Suresi, 119)
Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup-sakının. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler. (Maide Suresi, 11)
DOSDOĞRU NAMAZ KILMAK,ZEKAT VERMEK
Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz. (Nur Suresi, 56)
"Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha Suresi,14)
De ki: Allah, diye çağırın, Rahman diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur. Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. (İsra Suresi, 110)
Namazları ve orta namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun. (Bakara Suresi, 238)
Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık güvenliğe kavuşursanız namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. (Nisa Suresi, 103)
Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kuran'ı, işte o, şahid olunandır. (İsra Suresi, 78)
Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür. (Hud Suresi, 114)
Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır. (Taha Suresi, 132)
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin. (Bakara Suresi, 43)
SABIR VE NAMAZLA YARDIM DİLEMEK
Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır. (Bakara Suresi, 45)
Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 153)
ALLAH'A DUA ETMEK
O, Hayy (diri) olandır. Ondan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamdolsun. (Mümin Suresi, 65)
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; Ona korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allahın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf Suresi, 55-56)
İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse Ona bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde aykırılığa (ve inkâra) sapanları bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır. (Araf Suresi, 180)
ALLAH'A ŞÜKRETMEK
Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin. (Bakara Suresi, 152)
Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin. (Bakara Suresi,172)
Öyleyse Allah'n sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'a kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. (Nahl Suresi, 114)
öyleyse rızkı Allah'ın Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi,17)
"Hayır, artık (yalnızca) Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol." (Zümer Suresi, 66)
ALLAHA KULLUK ETMEK
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir. (Enam Suresi, 101-102)
Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? (Yunus Suresi, 3)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Hud Suresi, 123)
Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur. (Meryem Suresi, 36)
"Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." (Zuhruf Suresi, 64)
Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin. (Necm Suresi, 62)
İNFAK ETMEK,İYİLİK ETMEK
Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (Bakara Suresi, 195)
Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler... Onlar zulmedenlerdir. (Bakara Suresi, 254)
Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır. (Bakara Suresi, 267)
ALLAH'A YÖNELMEK,O'NU VEKİL TUTMAK, ONA TESLİM OLMAK
Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel. (Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka İlah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut. (Müzemmil Suresi, 8-9)
Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. (Zümer Suresi, 54)
RABBİMİZDEN İNDİRİLENİN EN GÜZELİNE UYMAK
Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel. (Zümer Suresi, 55)
MALLARIN VE ÇOCUKLARIN ALLAHI ZİKRETMEKTEN TUTKUYA KAPTIRARAK ALIKOYMAMASI,ALLAHI ÇOKÇA ZİKRETMEK
Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Münafikun Suresi, 9)
Ey iman edenler, Allahı çokça zikredin. (Ahzab Suresi, 41)
Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (Araf Suresi, 205)
Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allahı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız. (Enfal Suresi, 45)
ALLAHIN ÜZERİMİZDEKİ NİMETİNİ ANMAK,HATIRLAMAK
Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz? (Fatır Suresi, 3)
Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler. (Maide Suresi, 11)
Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti; böylece Biz de onların üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir. (Ahzab Suresi, 9)
DÜNYA HAYATINA ALDANMAMAK
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. (Fatır Suresi, 5)
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman Suresi, 33)
ALLAH'TAN KORKMAK,YARIN İÇİN NEYİ TAKDİM ETTİĞİNE BAKMAK,ALLAH'I UNUTMAMAK
Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 18-19)
İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer müminlerseniz, Benden korkun. (Al-i İmran Suresi, 175)
TEVEKKÜL ETMEK,TEMİZ OLMAK,SABRETMEK VE SABIRDA YARIŞMAK,GÜNAH İÇİN MAĞFİRET DİLEMEK,RABBİNİ HAMD İLE TESBİH ETMEK
Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve Onu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından Onun haberdar olması yeter. (Furkan Suresi, 58)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Hud Suresi, 123)
Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et. (Şuara Suresi, 217)
Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 3)
Allah; O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse mü'minler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler. (Tegabün Suresi, 13)
Elbiseni temizle.Pislikten kaçınıp-uzaklaş. (Müddessir Suresi, 4-5)
Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.Rabbin için sabret. (Müddessir Suresi,6-7)
Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allahtan korkun. Umulur ki kurtulursunuz. (Al-i İmran Suresi, 200)
Şu halde sen sabret. Gerçekten Allahın vadi haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et. (Mümin Suresi, 55)
Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl. (Müzzemmil Suresi, 10)
Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin. (Taha Suresi, 130)
Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allahı tesbih edip (yüceltin). Hamd Onundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de. (Rum Suresi, 17-18)
GÜNAHIN AÇIĞINI VE GİZLİSİNİ TERKETMEK
Günahın açıkta olanını da, gizlisini de terkedin. Çünkü günahı kazananlar, yüklenegeldikleri nedeniyle karşılık göreceklerdir. (En'am Suresi, 120)
RABBİMİZDEN BAĞIŞLANMA DİLEMEK,TEVBE ETMEK
Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra Ona tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım. (Hud Suresi, 3)
Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. (Tahrim Suresi, 8)
SÖZÜ DOĞRU SÖYLEMEK
Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. (Ahzab Suresi, 70)
SÖZÜN EN GÜZELİNİ SÖYLEMEK
Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (İsra Suresi, 53)
DİKKATLİ OLMAK
Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, herşeyi bilendir. (Nur Suresi, 64)
Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi, 54)
İYİLİĞİ EMREDEN VE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRAN BİR TOPLULUK BULUNMASI
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
HELAL KILINANLARI HARAM KILMAMAK VE HADDİ AŞMAMAK
Ey iman edenler, Allahın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Maide Suresi, 87)
ALLAHIN RIZASINI İSTEYEREK DUA EDENLERLE BİRLİKTE SABRETMEK,DÜNYANIN SÜSÜNÜ İSTEYEREK GÖZLERİ ONLARDAN KAYDIRMAMAK,BELİRTİLEN KİŞİLERE İTAAT ETMEMEK
Sen de sabah akşam Onun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik; Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen. (Kalem Suresi, 10-15)
İBADETLERİN VE HAYATININ ALLAH İÇİN OLMASI
De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allahındır. (Enam Suresi, 162)
YETİMİ ÜZMEMEK,DİLENENİ AZARLAMAMAK,RABBİNİN NİMETİNİ ANLATMAK
Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme. İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma.
Rabbinin nimetini durmaksızın anlat. (Duha Suresi, 9-11)
BOŞ KALINDIĞI ZAMAN YORULMAYA DEVAM ETMEK,RABBİNE RAĞBET ETMEK
Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et. (İnşirah Suresi, 7-8)
İNSANLARA YANAĞINI ÇEVİRİP BÜYÜKLENMEMEK,BÖBÜRLENEREK YÜRÜMEMEK
İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Lokman Suresi, 18)
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin. (İsra Suresi, 37)
YÜRÜYÜŞTE ORTA BİR YOL TUTMAK,SESİNDEN EKSİLTMEK
Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir. (Lokman Suresi, 19)
YÜZÜNÜ ALLAHI BİRLEYEN OLARAK DİNE ÇEVİRMEK
Öyleyse sen yüzünü Allahı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allahın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allahın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)
KUŞKUYA KAPILANLARDAN OLMAMAK
Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Bakara Suresi, 147)
ALLAHIN AYETLERİNİ VE HİKMETİ HATIRLAMAK
Evlerinizde okunmakta olan Allahın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır. (Ahzab Suresi, 34)
GECELEYİN KALKMAK VE KURANI BELLİ BİR DÜZEN İÇİNDE OKUMAK
Ey örtüsüne bürünen, Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk: (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt. Veya üzerine ilave et. Ve Kuranı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku. (Müzzemmil Suresi, 1-4)
RABLERİNE TOPLANACAKLARINDAN KORKANLARI KURANLA UYARIP KORKUTMAK
Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kuranla) uyarıp-korkut; onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. Umulur ki korkup-sakınırlar. (Enam Suresi, 51)
ALLAHA,ELÇİSİNE,ELÇİSİNE İNDİRDİĞİ KİTABA VE BUNDAN ÖNCE İNDİRDİĞİ KİTABA,MELEKLERE VE AHİRET GÜNÜNE İMAN ETMEK
Ey iman edenler, Allaha, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allahı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır. (Nisa Suresi, 136)
ALLAHA,RESULÜNE VE EMANETLERİNİZE İHANET ETMEMEK
Ey iman edenler, Allaha ve Resûlüne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin. (Enfal Suresi, 27)
ALLAHA,ELÇİYE VE SİZDEN OLAN EMİR SAHİPLERİNE İTAAT ETMEK,ANLAŞMAZLIĞA DÜŞÜLEN ŞEYİ ALLAHA VE ELÇİSİNE DÖNDÜRMEK
Ey iman edenler, Allaha itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allaha ve elçisine döndürün. Şayet Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa Suresi, 59)
Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.
(Enfal Suresi, 20)
Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Resûle itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın. (Muhammed Suresi, 33)
MESCİD YANINDA ZİYNET TAKINMAK,İSRAF ETMEMEK,AKRABA,YOKSUL VE YOLDA KALMIŞA HAKKINI VERMEK
Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. (Araf Suresi, 31)
Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür. (İsra Suresi, 26-27)
NİMETLERİ HELAL VE TEMİZ OLARAK YEMEK,ŞEYTANIN ADIMLARINI İZLEMEMEK,UYMAMAK
Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 168)
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. (Nur Suresi, 21)
ŞEYTANDAN YANA KIŞKIRTMA GELDİĞİNDE HEMEN ALLAHA SIĞINMAK
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma gelirse, hemen Allaha sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Araf Suresi, 200)
ŞEYTANI DÜŞMAN EDİNMEK
Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır. (Fatır Suresi 6)
KURAN OKUDUĞUN ZAMAN ŞEYTANDAN ALLAHA SIĞINMAK
Öyleyse Kuran okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allaha sığın. (Nahl Suresi, 98)
KURAN OKUNDUĞU ZAMAN DİNLEMEK VE SUSMAK
Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz. (Araf Suresi, 204)
FAİZİ KAT KAT ARTTIRILMIŞ OLARAK YEMEMEK
Ey iman edenler, faizi kat kat arttırılmış olarak yemeyin. Ve Allahtan sakının, umulur ki kurtulursunuz. (Al-i İmran Suresi, 130)
FAİZDEN ARTAKALANI BIRAKMAK
Ey iman edenler, Allahtan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allaha ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Bakara Suresi, 278-279)
PEYGAMBERE SALAT ETMEK,TAM BİR TESLİMİYETLE ONA SELAM VERMEK
Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. (Ahzab Suresi, 56)
KENDİ GÜNAHIN,MÜMİN ERKEKLER VE MÜMiN KADINLAR İÇİN MAĞFİRET DİLEMEK
Şu halde bil; gerçekten, Allahtan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem mümin erkekler ve mümin kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de. (Muhammed Suresi, 19)
İNSANLARIN DİNE GİRDİĞİNİ GÖRDÜĞÜNDE HEMEN RABBİNİ HAMD İLE TESBİH ETMEK VE MAĞFİRET DİLEMEK
Ve insanların Allahın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve Ondan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 2-3)
SELAMLANDIĞINIZDA DAHA GÜZELİYLE YA DA AYNIYLA KARŞILIK VERMEK
Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır. (Nisa Suresi, 86)
BAŞKA EVLERE YAKINLIK KURUP VE SELAM VERMEDEN GİRMEMEK
Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. (Nur Suresi, 27)
EVDE KİMSE BULUNMADIĞINDA İZİN VERİLİNCEYE KADAR ORAYA GİRMEMEK,DÖNÜN DENİRSE DÖNMEK
Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer Dönün denirse, siz de dönün, bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilendir. İçinde oturulmayan ve sizin için bir meta (yarar) bulunan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, sakladıklarınızı da bilir. (Nur Suresi, 28-29)
HAYIRLARDA YARIŞMAK
Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 148)
Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (Maide Suresi, 48)
CENNETE YARIŞMAK
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)
Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)
KÜFÜRDE ÇABA HARCAYANLARA ÜZÜLMEMEK
Küfürde 'büyük çaba harcayanlar' seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar için büyük bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi,176)
ÖLÇÜYÜ TAM TUTMAK,DOSDOĞRU TERAZİ İLE TARTMAK,EKSİLTENLERDEN OLMAMAK
Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir. (İsra Suresi, 35)
Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın.Dosdoğru olan terazi ile tartın. (Şuara Suresi, 181-182)
BİLGİN OLMAYAN ŞEYİN ARDINA DÜŞMEMEK
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra Suresi, 36)
YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARAM YÖNÜNE ÇEVİRMEK
Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden olan bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (Bakara Suresi, 149)
PEYGAMBERLERİ HATIRLAMAK,ZİKRETMEK
Sen onların söylediklerine karşı sabret ve bizim güç sahibi kulumuz Davudu hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allaha) yönelen biriydi. (Sad Suresi, 17)
Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti. (Sad Suresi, 41)
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahimi, İshakı ve Yakubu da hatırla. (Sad Suresi, 45)
İsmaili, Elyesaı ve Zülkifi de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır. (Sad Suresi, 48)
Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti. (Meryem Suresi,16)
Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi. (Meryem Suresi, 41)
Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi. (Meryem Suresi, 51)
Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi. (Meryem Suresi, 54)
Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi. (Meryem Suresi, 56)
EVLERE GİRİLDİĞİNDE SELAM VERMEK
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (Nur Suresi, 61)
SİZDEN OLMAYANLARI SIRDAŞ EDİNMEMEK
Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. (Al-i İmran Suresi, 118)
FASIKTAN GELEN HABERİ ARAŞTIRMAK
Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6)
GAYB HAKKINDA KESİN KONUŞMAMAK,BİR ŞEY UNUTULDUĞUNDA ALLAHI ZİKRETMEK
Hiç bir şey hakkında:Ben bunu yarın mutlaka yapacağım deme. Ancak: Allah dilerse (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir. (Kehf Suresi, 23-24)
Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır. (İsra Suresi, 31)
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi olmadık-kötü lakablarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11)
Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allahtan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)
Ey iman edenler, müminleri bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allaha apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz? (Nisa Suresi, 144)
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (Hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 43)
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (Hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (Maide Suresi, 6)
De ki:Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: Ona hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allahın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz. (Enam Suresi, 151)
Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kuran onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allahı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (Bakara Suresi, 185)
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allahın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allahın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (Bakara Suresi, 187)
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haramda olmayanlar içindir. Allahtan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (Bakara Suresi, 196)
Rabbinizden bir fazl istemenizde size sakınca yoktur. Arafattan hep birlikte indiğinizde Allahı Meşar-ı Haram8217;da anın. O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de Onu anın. Gerçek şu ki, siz bundan evvel sapmışlardandınız. Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allahtan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 198-199)
Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allahın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun. (Hac Suresi, 28)
Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah, dilediği hükmü verir. Ey iman edenler, Allahın şiarlarına, haram olan aya, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Harama gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haramdan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allahtan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Maide Suresi, 1-2)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabeye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (Maide Suresi, 95)
Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allahın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (Tevbe Suresi, 36)
Ahidleştiğiniz zaman, Allahın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; çünkü Allahı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Nahl Suresi, 91)
Allahın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. (Nahl Suresi, 95)
Bir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını düzeltmenize Allahı engel kılmayın. Allah işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 224)
Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allahın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (Ayrıca) Büyük azab da sizin içindir. (Nahl Suresi, 94)
Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah, sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır. (Nahl Suresi, 92)
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allahtan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
Müminlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allahın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allahın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever. (Hucurat Suresi, 9)
Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslama) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)
Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allahtan korkup-sakının. (Maide Suresi, 57)
Müminlere söyle: Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdârdır. Mmin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allaha tevbe edin ey müminler, umulur ki felah bulursunuz. (Nur Suresi, 30-31)
Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. (Bakara Suresi Suresi, 221)
İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. (Nur Suresi, 32)
Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiç bir şey almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız? Onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı. (Nisa Suresi, 20-21)
Ey iman edenler, mümin kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin. (Ahzab Suresi, 49)
Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allahtan korkup-sakının ve bilin ki elbette Ona kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver. (Bakara Suresi, 223)
Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, çirkin bir hayasızlık ve kötü bir yoldur. (İsra Suresi, 32)
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha tapmazlar. Allahın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ağır bir ceza ile karşılaşır. (Furkan Suresi, 68)
Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (Nisa Suresi, 15)
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (Nur Suresi, 4)
Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allaha ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. (Ahzab Suresi, 33)
Yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur. Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır. (Nisa Suresi, 2-3)
Rabbin, Ondan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: Öf bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge. (İsra Suresi, 23-24)
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız banadır. Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (maruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana gönülden-katıksız olarak yönelenin yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır, böylece ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim. (Lokman Suresi, 14-15)
Üzerinde Allahın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısktır (yoldan çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz. (Enam Suresi, 121)
Eğer Onun ayetlerine inanıyorsanız, artık üzerinde yalnızca Allahın ismi anılanlardan yiyin. (Enam Suresi, 118)
İşte böyle; kim Allahın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının. (Hac Suresi, 30)
Ayetlerimiz konusunda alaylı tartışmalara dalanlar: -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma. (Enam Suresi, 68)
Gerçek şu ki, Karun, Musanın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez. (Kasas Suresi, 76)
Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allahın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 23)
Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allahın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır. (Enfal Suresi, 47)
Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider. (Hucurat Suresi, 2)
Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın. (Bakara Suresi, 188)
Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allahın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allahtan sakınsın, ondan hiç bir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı ya da zaf sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır. Allahtan sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir. (Bakara Suresi, 282)
Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. (Bakara Suresi, 280)
Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (Nur Suresi, 61)
Ey iman edenler, size meclislerde Yer açın dendiği zaman, yer açın; Allah size genişlik versin. Size: Kalkın denildiği zaman da kalkın. Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır. (Mücadele Suresi, 11)
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (Maide Suresi, 90-91)
Elbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir. Saklanmış-korunmuş bir kitapta (yazılı)dır. Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz. Alemlerin Rabbinden indirilmedir. (Vakıa Suresi, 77-80)
Senden fetva isterler. De ki: Allah, çocuksuz ve babasız olanın mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. Allah, her şeyi bilendir. (Nisa Suresi, 176)
Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan çirkin bir hayasızlık yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar. (Nisa Suresi, 19)
Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve bab
SAKIN UNUTMAYIN
TEK İLAHIN "ALLAH" OLDUĞUNU UNUTMAYIN
*Allah'ın size çok yakın olduğunu ve herşeyi sarıp kuşattığını sakın unutmayın.
*Unutmayın ki, yeryüzündeki her varlık Allah'a muhtaçtır.
*Her olayın Allah'ın kontrolü ile gerçekleştiğini unutmayın.
*Allah, bütün alemlerin sahibidir. O halde, en küçük bir şeyin bile O'ndan asla saklı kalamayacağını, siz de dahil olmak üzere tüm insanların aklından geçenlerin veya yaptığı işlerin tamamının Allah'ın kontrolünde olduğunu asla unutmayın.
*Size sahip olduğunuz herşeyi verenin Allah olduğunu unutmayın.
*Sahip olduğunuz ne kadar malınız mülkünüz varsa bunları size verenin ve hepsinin gerçek sahibinin Allah olduğunu da sakın unutmayın.
*Allah'ın sizin için diledikleri dışında başınıza hiçbir şeyin gelemeyeceğini unutmayın.
*Unutmayın, başınıza her ne gelirse Allah'tandır ve bir hikmeti vardır.
*Gerçekleşen her olayda sonucun Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın takdirine gönülden razı olmanız gerektiğini sakın unutmayın.
*Unutmayın sizi tüm tehlikelerden, hastalıklardan sıkıntı ve belalardan koruyan, esirgeyen yalnız Allah'tır.
*Yalnız Allah'tan korkmanız ve yalnız O'nun rızasını aramanız gerektiğini unutmayın.
*Unutmayın ki "Allah korkusu" dinin temelidir.
*Öyleyse sakın Allah'tan başka kuvvet olmadığını unutmayın.
*Allah'a aşağıdaki ayette bildirildiği şekilde şükretmeyi unutmayın:
Onların sırtlarına binip-doğrulmanız, sonra doğrulduğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: "Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık" demeniz için. (Zuhruf Suresi, 13)
*Hiç kimse Allah'ın kontrolü ve dilemesi dışında hareket edemez, tek bir söz dahi söyleyemez. Bunun içindir ki size söylenen her söz, başınıza gelen her olay Allah'tandır; yani Veli'nizden, gerçek, yegane Dostunuzdan... Eğer müminseniz şer gibi görünen şeylerin arkasında bile mutlaka sizin için bir hayır ve güzellik gizlenmiştir; Allah bunu bilir siz ise bilmeyebilirsiniz. Siz her ne durumla karşılaşırsanız karşılaşın bu gerçeği düşünerek davranmayı unutmayın.
*Allah'ın çok bağışlayıcı olduğunu, tevbe imkanının sizin için daima var olduğunu unutmayın.
*unutmayın Allah ancak samimi olduğunuz takdirde tevbenizi kabul eder, yoksa ölüm size gelip çatınca değil...
*Allah'ın sonsuz sabır sahibi olduğunu unutmayın.
*Allah'a kulluk etmekten başka bir yolunuz olmadığını unutmayın.
*Öyleyse "RABBiMiZ OLAN ALLAH"ı sakın unutmayın...
TEK YOL GÖSTERiCiNiN KURAN OLDUĞUNU UNUTMAYIN
*İnsanlar, dünya hayatında yaptıklarının hesabını verecekleri gün, Kuran'dan sorulacaklardır. Bu nedenle tüm davranışlarınızın, düşünce yapınızın, aldığınız kararların kısacası yaşam şeklinizin toplumun çoğunluğuna değil, sadece Kuran'a uygun olması gerektiğini unutmayın.
*unutmayın ki Kuran, öğüt alıp düşünebilmemiz için kolaylaştırılmıştır.
*Unutmayın ki, Allah'tan korkup sakınıyorsanız sizin de O'nun ayetlerini dinlediğinizde kalbinizin yumuşayıp yatışması gerekir.
*Siz de hesap günü Kuran'dan sorulacağınızı unutmayın.
*Unutmayın ki, ancak samimi olarak onun hükümlerini uyguladığınız takdirde sonsuz azaptan kurtulmayı ve cennete kavuşmayı umabilirsiniz.
YAŞADIĞINIZ HER ANIN KADERDE OLDUĞUNU UNUTMAYIN
*Unutmayın ki; herşey O'nun kontrolündedir ve istese de istemese de herşey Allah'a boyun eğmiştir.
*Zamanı Allah'ın yarattığını, bu yüzden Rabbimizin zamana bağımlı olmadığını, dolayısıyla O'nun yarattığı olayları, yarattıklarıyla beraber izlemesi ve bunların sonuçlarını beklemesi gibi bir şeyin söz konusu olamayacağını unutmayın.
*"Ben kaderimi değiştirdim" diyen bir insanın da aslında kaderinde yazılı olan bir cümleyi söylediğini sakın unutmayın.
*unutmayın ki; Allah tüm olayları dinin menfaatine ve müminlerin ahiretine faydalı olacak şekilde planlamıştır.
*unutmayın ki, herşey Allah'ın dilemesiyle yaratılmış olduğundan müminler için en hayırlı şekilde sonuç verir:
*Sonuçta herşeyin, öncesi ve sonrasıyla Allah katında yazılı olduğunu, Allah'ın yazdıkları dışında kimseye hiçbir şeyin isabet etmeyeceğini, nasıl, nerede ve hangi iş üzerinde olursak olalım, Allah'ın tüm yaptıklarımızı çok iyi bildiğini, sonsuz akılla planlanan bir kadere tabi olduğumuzu asla unutmayın.
SİZ SAPTIRMAK İÇİN VAR GÜCÜYLE ÇABALAYAN
ŞEYTANIN VARLIĞINI UNUTMAYIN
*Kovulmuş şeytan, sizi cehenneme sokana kadar rahat etmeyecektir. O halde ona karşı her an uyanık olmanız, hiçbir çağrısına bir an için bile uymamanız gerektiğini sakın unutmayın.
*Siz şeytanın müminler üzerinde bir gücü olmadığını unutmayın.
*Unutmayın ki şeytan, kendisi gibi sizin de Allah'a karşı küstah, saygısız, itaatsiz ve kibirli olmanızı ister. Kötü ahlak göstermenizi, Allah'ın hoşnut olmayacağı her türlü tavrı uygulamanızı ve Allah'a karşı birtakım zanlarda bulunmanızı emreder; O'nun gücünü ve büyüklüğünü gereği gibi takdir etmenizi engellemeye çalışır.
*Şeytanın farklı insanlar için farklı taktikler kullanacağını, sizi de zayıf bir noktanızdan yakalamaya çalışacağını unutmayın.
*İnsanların arasına kin ve düşmanlık sokan, aralarını açıp bozanın hep şeytan olduğunu unutmayın.
*Şeytanın size her an sinsice vesvese vermeye çalışacağını da unutmayın.
*Şeytanın size asla aklınızdan çıkarmamanız gereken gerçekleri unutturmaya çalışacağını sakın unutmayın.
*Şeytanın çok kaypak karakterli olduğunu, kendisine uyanları hesap gününde yapayalnız bırakacağını unutmayın.
*Kesinlikle unutmayın ki, dünyada şeytanın peşine düşenlerin yeri ahirette kesin olarak cehennemdir.
*Sonuç olarak siz de; sizin için olabilecek her tür azabı, sıkıntıyı dahası sonsuz hayatınızı cehennemde geçirmenizi isteyen bir düşmanınızın olduğunu, sizi şu anda bu kitabı okurken bile gözetlediğini unutmayın. Ve eğer samimi olarak iman ediyorsanız onun etkisinden kurtulmak için Allah'a sığınmanız gerektiğini de...
DÜNYANIN GEÇİCi BiR iMTiHAN YERi OLDUĞUNU UNUTMAYIN
*Dünya üzerindeki herşeyin bir amaç üzerine yaratıldığını unutmayın.
*siz de şu an denenmekte olduğunuzu, bu denemenin sonucunun sonsuz yaşamınızı belirleyeceğini ve bu sonucun çok yakın olduğunu sakın unutmayın.
*insan hiçbir güzelliğin, hiçbir mutlu anının geçici olmasını istemez. Fakat çarçabuk geçen dünyada ne kadar uğraşsa da bu imkansızdır. O zaman bu arzulara nasıl ulaşacaktır? İşte cennet, insanın tüm bu isteklerine tahmin edilenden de fazlasıyla kavuşacağı tek yerdir.
Siz de içinizdeki tüm bu istekleri yaşayabileceğiniz yerin dünya olmadığını; eğer gerçekten sonsuz nimetleri istiyorsanız dünya hayatının peşine düşmemeniz, aksine ahiret için hazırlık yapmanız gerektiğini unutmayın.
*Siz de bu hatırlatmaları sakın göz ardı etmeyin ve sonsuz mutluluk için dünyada Allah'ı hoşnut etmeniz gerektiğini unutmayın.
*tüm bunların yanında, Allah'ın, kendisinden ahireti isteyen salih iman sahiplerini dünyada da en güzel hayatın içinde yaşatacağını unutmayın.
HER AN ÖLEBiLECEĞiNiZi UNUTMAYIN
*Unutmayın; ne genç ne yaşlı, ne güzel, ne çirkin, ne zengin ne de fakir olmaları, ne ünleri, ne de mevkiileri bugüne kadar yaşayan insanları ölümden koruyamamıştır.
*sakın ölümün size de, tüm diğer insanlara da çok yakın olduğunu unutmayın.
*her insanın Allah'ın görevlendirdiği ölüm meleği tarafından hayatına son verileceğini ve böylelikle Allah'a döndürüleceğini sakın unutmayın.
*unutmayın, bu günle mutlaka karşılaşacaksınız; eninde sonunda bir gün bedeniniz toprağın altında yapayalnız kalacak.
*Unutmayın ki, ölüm asla bir yokoluş değildir, ölümle sanıldığı gibi herşey bitmez.
*Öyleyse siz, dünyada tek bir iyi işi bile yapma imkanınızın kalmayacağı ölüm anına ulaşmadan evvel gücünüzün yettiğinin en fazlasıyla ahiretiniz için çaba göstermeyi unutmayın.
KIYAMETiN VE HESAP GÜNÜNÜN MUTLAKA
GERÇEKLEŞECEĞiNi UNUTMAYIN
*Öyleyse henüz fırsatınız varken; dünyaya ait ne varsa hepsinin yok olacağı, bugüne kadar yaratılmış tüm insanların bulundukları yerden kaldırılıp Allah'a hesap vermek için biraraya toplanacakları kıyamet günü için hazırlık yapmayı sakın unutmayın.
*Siz de o büyük sorgulama gününün yaklaşarak geldiğini ve Allah'ın huzurunda sorguya çekileceğinizi sakın unutmayın.
*Herşeyin şahidi olan, asla unutmayan ve yanılmayan Allah'ın; o gün tüm yaptıklarınızı ve düşüncelerinizi bir bir ortaya koyacağını sakın unutmayın.
*insanın yaşamı boyunca Allah'a hesap vereceğini unutarak yaptığı her hareket kendisine hüsran ve onulmaz bir pişmanlık getirecektir. Kuşkusuz hiçbir unutmanın bedeli bu kadar ağır ve tehlikeli olamaz. İnsanın sonsuz yaşantısını tehlikeye sokacak bu gerçeği siz de sakın unutmayın.
*siz de hesap günü bu duruma düşmek istemiyorsanız yaşamınız boyunca Allah'ı razı etmeniz gerektiğini unutmayın.
*Unutmayın ki öyle bir günde, hiçbir yakın dost bir Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (Hac Suresi, 1-2)yakın dostu sormayacak ve hiç kimse birbirine dostça davranıp, yardım etmeyecektir.
*O günün dünyadaki makamların, ünvanların, malların ve evlatların hiçbir anlamının kalmayacağı bir gün olduğunu da unutmayın.
*"O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler." (Hicr Suresi, 2) ayetinde bildirildiği gibi inkar edenlerin hasretle, pişmanlıkla Müslümanlardan olmayı isteyecekleri o günü sakın unutmayın.
İNKARCILARIN, AZAP MEKANI CEHENNEME
GiDECEKLERiNi UNUTMAYIN
*Dünyada kendisine verilmiş kısıtlı süreyi boşa harcayan her insanın, tüm zamanlar boyunca içinde kalacağı, sonsuza kadar kapıları üzerine kilitlenmiş bu azabı hak edeceğini sakın unutmayın.
*Parmağınızın ucu yandığında bile yoğun bir acı hissettiğinizi hatırlayın. Ve alevli azabın böylesine şiddetli olduğu bir yere gitme ihtimalini doğuracak en küçük bir hareketten kaçınmanız gerektiğini bir an bile olsa sakın unutmayın.
*Cehennemde yüzünüzün ateşte evrilip çevrilmesini istemiyorsanız sakın dünyada bulunuş amacınızı ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmadığınız takdirde mutlaka cehennemle yüzyüze geleceğinizi unutmayın.
*O halde, "Allah'tan geri çevrilmesi mümkün olmayan o gün gelmeden evvel, Rabbimize ibabet edin ve o gün sizin için ne sığınılacak bir yer var, ne sizin için inkar (etmeye bir imkan)" (Şura Suresi, 47) ayetini asla unutmayın.
*Öyleyse siz de o gün geldiğinde, dünyada yapılan uyarıları hatırlamanın size asla bir fayda getirmeyeceğini ve cehennemden bir yıl değil, bin yıl değil, bir milyon, bir milyar yıl değil, hatta bin trilyon yıl da değil, sonsuza kadar çıkışın asla mümkün olmadığını sakın unutmayın.
MÜKAFAT YURDU CENNETE YALNIZCA SALiH
MÜMiNLERiN GiRECEKLERiNi UNUTMAYIN
*Unutmayın ki, ancak kesin bir bilgiyle ahirete iman eden, hesap günü nedeniyle Rabbimizden korkarak salih amellerde bulunan bir kişiyseniz, böyle bir karşılamayı hak edebilir ve parıltılı bir aydınlık ve sevinç yurdu olan cennetle ödüllendirilmeyi umabilirsiniz.
*Ancak unutmayın ki, cennetteki bütün nimetlerin de üstünde, en büyük güzellik, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmış olmaktır.
*Bu güzel sonuca yani cennete yalnızca dünyanın imtihan yeri olarak yaratıldığını bilen, Allah'ın uyarılarını dinleyen, vicdanına uyan, yalnız Allah'ın rızasına göre hareket edenlerin ulaşacaklarını asla unutmayın.
ALLAH'A DUA ETMEYi
UNUTMAYIN
*Allah'ın tüm insanların Rabbi olduğu gibi sizin de Rabbiniz olduğunu, hayattaki en büyük dostunuzun ve dayanağınızın Allah olduğunu, herşeyi öncelikle Allah'tan dilemeniz gerektiğini unutmayın.
*Duanızda gerçekten samimi olmayı, içten bir ihtiyaçla Allah'a yönelmeyi unutmayın.
*unutmayın ki samimi olarak Allah'tan bir istekte bulunmak için insanın sadece düşünmesi yeterlidir.
*Unutmayın ki duada sabır göstermek mümini olgunlaştırır, güçlü bir irade ve karakter kazandırır; duasının karşılığını ise, derin bir manevi hal kazanarak alır ki bu hal, istediği şeylerin birçoğunu elde etmesinden daha değerlidir.
*Siz Allah'ın yardımından asla kuşkuya düşmeden, kabul olacağına kesin olarak iman ederek Rabbimize dua etmeyi unutmayın ve mutlak surette Allah'a güvenin.
*Dua için belirli bir mekan da yoktur. Çarşıda, sokakta, arabanın içinde, okulda, işyerinde kısacası her yerde dua edebileceğinizi unutmayın. Ancak önemli olan dua sırasında zihninizi tüm boş düşüncelerden arındırmanız ve Allah'ın yakınlığını hissetmenizdir.
*Duasız bir hayatın Allah katında herhangi bir değeri olmayacağını da unutmayın.
*Allah'ın merhametlilerin en merhametlisi olduğunu kesinlikle unutmayın.
*kimsenin "cennetlik olma" gibi bir garantisinin olmadığını da unutmayın.
*sadece dünya nimetleri istenerek yapılan duanın Allah'a karşı büyük bir samimiyetsizlik olduğunu da unutmayın.
*Allah'ın bir ayetinde tarif ettiği gibi "sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için" (Araf Suresi, 205) dua etmeyi sakın unutmayın ve Allah'a dua etmeyenlerin sonunun ebedi cehennem azabı olduğunu da sakın aklınızdan çıkarmayın.
ALLAH'A KARŞI DAİMA SAMiMi VE DÜRÜST OLMAYI UNUTMAYIN
*İnsanların düşünce ve isteklerine göre hareketlerinizi ayarlamanın sizi samimiyetten uzaklaştıracağını asla unutmayın.
*Yanlış yapılan şey ne olursa olsun dürüstlükten ödün vermemeyi sağlayacak olanın; Allah'tan başka kimseden korkmamak olduğunu sakın unutmayın.
*Samimi insan yapılan her hatada, Allah karşısındaki aczini bir kez daha hatırlayarak Allah'a yönelip döner. Çünkü hataları bağışlayacak olan yalnızca Allah'tır, insanlar değil. Başka bir anlatımla; kişi hatası için Allah'a samimi olarak tevbe ettikten sonra artık onun için insanların ne düşündüklerinin hiçbir önemi yoktur. İnsanların hakkında ne düşündüklerine önem veren, onların rızasının peşine düşen kişiler hatalarını örtmek uğruna yalanlar söyleyerek daha pek çok hatalara sürüklenirler. Oysa gerçekte insanları kandırmış olsalar bile Allah herşeyi bilmektedir. Siz, dürüst olmayan samimiyetsiz kişilerin en çok kendilerine zulmettiklerini asla unutmayın.
*unutmayın ki, insanın gerçek bir samimiyetle bağlanması gereken yalnızca Allah'tır.
*siz de karşınıza çıkan sayısız hatırlatmayı göz ardı etmeyin ve Allah'a samimi bir kalple yönelmenin dünyada ve ahirette tek kurtuluşunuz olduğunu unutmayın.
HATALARINIZDAN DOLAYI BiR AN EVVEL
TEVBE EDiP BAĞIŞLANMA DiLEMEYi UNUTMAYIN
*Unutmayın Allah'a karşı işlenen suçlardan samimi bir tevbe ile kurtulmak bir anlık karara bağlıdır ve tek kurtuluş yoludur. Fakat önemli olan Allah'a verilen sözün tutulması ve Allah'ın tavsiye ettiği samimiyeti yakalayabilmektir.
*Siz de yaptığınız hata her ne olursa olsun hemen tevbe etmeyi ve Allah'tan af dilemeyi sakın unutmayın. Her an ölümün size gelebileceğini ve bunun için belki de bir daha fırsatınızın olamayacağını düşünerek hemen şimdi tevbe edin.
Kuşkusuz bu, Allah'a gerçekten iman edenler dışındakilere ağır gelir. (Bakara Suresi, 45) Ama şunu da unutmayın ki o insanlar cehenneme boyun bükmüş kişiler olarak (Mümin Suresi, 60), yüzükoyun sürüklenerek gireceklerdir. (Kamer Suresi, 48)
HATIRLATMA ANCAK ALLAH'TAN
KORKANLARA FAYDA VERiR
*her gün pek çok ölüm olayı gerçekleşmesi, bunlardan haberdar olmamız hatta şahit olmamız Allah'tan gelen birer hatırlatmadır. Allah bu olaylarla bize de ölümle her an karşılaşabileceğimizi hatırlatır. Aynı şekilde dünyada insanların sahip olduğu fiziksel eksiklikler de Rabbimizin bir hatırlatmasıdır. İnsan kendi eksiklikleri ile gün boyunca muhataptır ve bunları görmezlikten gelmesi mümkün değildir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Allah bu eksiklikleri insanlara dünyada vererek, buradaki yaşamın tutkuyla bağlanılacak bir yönü olmadığını hatırlatır sürekli. Yine Allah'tan insanlara hatırlatma mahiyetinde ulaşan bir diğer olay da elindeki nimetlerin kaybı ve belaya uğramadır. Bir insan çok güzel veya çok zengin olabilir. Ama Allah dilerse herhangi bir olayı sebep kılarak bu güzelliği de, malı-mülkü de o kişinin elinden alabilir. Ki bunun örneklerine çevremizde çok sık rastlarız.
İşte bunların tümünün Allah'ın kullarına bir rahmet olarak yaptığı hatırlatmalar olduğunu, bunları düşünüp Allah'ın bizi davet ettiği doğru yolda ilerlememiz gerektiğini sakın unutmayın.
*unutmayın ki Kuran'ı, Allah insana, bir rehber ve başlıbaşına bir öğüt ve hatırlatma olarak indirmiştir.
*Yapılan hatırlatmaların tümünün Allah'tan geldiğini unutmayın.
*Unutmayın ki tüm bu hatırlatmalar ancak Allah'tan korkanlara etki eder.
*hatırlatmaları dinlememede ısrarlı davrananların durumunun aşağıdaki ayette bildirildiği gibi olacağını unutmayın:
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azap ile yakaladık. (Araf Suresi, 165)
*Öyleyse siz de karşınıza çıkan her hatırlatmanın Allah'tan son bir uyarı, son bir fırsat olabileceğini unutmayın.
*Öyleyse siz de Araf tepesindeki insanların korku dolu bekleyişlerini aklınızdan çıkarmayın. Tarif edilen bu ortamın şu an yaşadığınız ortamdan daha da kesin bir gerçek olduğunu ve yapılan tüm hatırlatmaların sizi kurtuluşa çağırdığını, cennet hayatına çekmeye çalıştığını sakın unutmayın.
TÜM CANLILARI ALLAH'IN YARATTIĞINI SAKIN UNUTMAYIN
*Canlılık tesadüfen oluşmamıştır, bilinçli bir biçimde var edilmiştir. Diğer bir deyişle "yaratılmış"tır. Yani tüm canlı varlıklar, üstün bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan bir yaratıcının yani Allah'ın tasarlamasıyla var olmuşlardır. Bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil; akıl, mantık ve bilimin vardığı ortak bir sonuçtur.
O halde herşeyin yaratıcısının Rabbimiz olan Allah olduğunu ve yeryüzü üzerindeki herşeyi tasarlayanın da yalnızca O olduğunu sakın unutmayın.
www.harunyahya.org (sakın unutmayın)
SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
|
*Üzerinde yaşadığımız dünya, onun içinde yer aldığı uçsuz bucaksız evren, etrafında gördüğümüz çeşit çeşit bitkiler, hayvanlar, canlı-cansız tüm varlıklar ve en önemlisi de insanın kendisi, üstün kudret sahibi Allah'ın kusursuz yaratışının bir sonucudur. İnsan Allah'ın Zatı'nı göremez, ama O'nun varlığını ve kudretini çevresinde var olan sayısız delilden anlayabilir. Ve O'nun insanlardan isteklerini, emirlerini, hoşnutluğunu kazanmanın yollarını, samimiyeti oranında idrak edebilir. Allah Kuran'da şöyle der:
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır. Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim. (Enam Suresi, 103-104)
Siz de bu gerçeği düşünün ve sizi sınırsız bir evrene yerleştiren Allah'ın üstün kudretini sakın anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN ALLAH'IN APAÇIK OLAN VARLIĞINI SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*etrafınızdaki canlı cansız tüm varlıkların Allah'ın varlığını ve gücünü gösterdiğini anlamazlıktan gelmeyin. Çevrenizde gördüğünüz şeylere bakın ve Rabbiniz olan Allah'ın sonsuz kudretini, kadrini takdir etmeye çalışın.
SAKIN EVRİMİN BİR ALDATMACA OLDUĞUNU
HERŞEYİ ALLAH'IN YARATTIĞINI
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Sakın Allah'ın varlığını reddetme çabası içinde olan insanların yanılgısına düşmeyin ve siz de herşeyin Yaratıcısı'nın Allah olduğunu, evrim diye bir sürecin yeryüzünde asla yaşanmadığını anlamazlıktan gelmeyin.
*Evrimciler, canlıların iki temel mekanizma sayesinde evrimleştiklerini iddia ederler. "Doğal seleksiyon" ve "mutasyonlar".evrimcilerin evrimleştirici olarak öne sürdüğü iki mekanizmanın da gerçekte hiçbir anlam ifade etmediğini ve yeryüzünde canlıları evrimleştirebilecek bir mekanizmanın var olmadığını anlamazlıktan gelmeyin.
*Bugüne kadar tek bir ara geçiş fosilinin bile bulunamamış olmasının, evrimci iddiaları tamamen saf dışı bıraktığını anlamazlıktan gelmeyin.
*Bir su canlısı neden bir kara canlısına dönüşemez?" sorusunun cevabını şöyle özetleyebiliriz:
1. Ağırlığın taşınması: 2. Sıcaklığın korunması3. Suyun kullanımı: 4. Böbrekler: 5. Solunum sistemi:
Sonuç olarak, balıklar her zaman balıktırlar, sürüngenlerse her zaman sürüngen. Bir balığın asla bir yılana ya da bir kertenkeleye dönüşmesinin mümkün olmadığını, bunun sadece masallarda gerçekleşebileceğini sakın evrimciler gibi anlamazlıktan gelmeyin.
*Ayrıca sürüngenlerle kuşlar arasında da, balıklarla sürüngenlerde olduğu gibi son derece büyük farklılıklar vardır. Pek çok fizyolojik ve anatomik farklılıktan dolayı böyle bir geçiş mümkün değildir. Birkaç örnek vermek gerekirse;
-Kuşların sürüngenlerden çok farklı bir akciğer yapıları vardır.
-İskelet yapıları sürüngenlerden tamamen farklıdır; örneğin kuşların kemikleri, sürüngenlere göre çok hafiftir.
-Kuşların tüyleri, sürüngenlerin ise tüylerle hiçbir ilgisi olmayan pulları vardır.
Kısacası bir sürüngenin ön ayaklarının kanatlara dönüşmesi ve sonrada uçmaya başlaması masalının gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Sakın evrimci masallara kanmayın ve bir sürüngenin hiçbir zaman bir kuşa dönüşemeyeceğini anlamazlıktan gelmeyin.
*Hücrelerin yapıtaşı olan proteinlerden tek bir tanesinin bile evrimin asılsız iddialarıyla meydana gelmesinin imkansız olduğunu, dolayısıyla evrimci iddialarla canlılığın oluşmasının mümkün olmadığını anlamazlıktan gelmeyin.
*Değil bir insanı oluşturan hücrelerin, tek bir tane bakteri hücresinin dahi tesadüfen meydana gelemeyeceğini ve bunun evrimin teorisinin çöküşü manasına geldiğini anlamazlıktan gelmeyin.
*İnsan vücudunda 200.000 gen bulunur. Bu 200.000 geni oluşturan milyonlarca nükleotidin doğru sıralamasının tesadüfen oluşması ise kesinlikle imkansızdır.DNAdaki bu kompleks yapının özel bir tasarımın sonucunda ortaya çıktığını, yani Allah tarafından yaratılmış olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*Gemi yapacak kültüre sahip olan, giyim-kuşam sanatını bilen, iskelet yapısı olarak bizden hiçbir farkı olmayan ve günümüzden yüz binlerce yıl önce yaşamış olan bu insanların evrimciler tarafından "ilkel insan" olarak kabul ettirilmeye çalışılmasının sonuçsuz bir çaba olduğunu sakın anlamazlıktan gelmeyin.
*Bir insanı oluşturan tüm parçalar teker teker tesadüfen biraraya gelse bile, böyle bir atom yığınının insan ruhunu oluşturamayacağını ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
SAKIN ÇEVRENİZDEKİ CANLILARDAKİ MUCİZEVİ ÖZELLİKLERİ, MÜKEMMELLİKLERİ
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Allah'ın canlılarda yarattığı çeşitliliğe bir örnek vermek gerekirse, yalnızca yeryüzünde yaşayan kelebek türlerinin sayısı "200 bin"dir. Bu türlerin kendi içinde "1 milyon" kelebek cinsini barındırdığı doğa bilimciler tarafından tespit edilmiştir. Bunların hepsinin olağanüstü derecede kompleks ve birbirinden farklı sistemleri vardır, içinde yaşadıkları ortamda gizlenmelerini sağlayan çok farklı kamuflaj yöntemleri vardır. Kimilerinin üzerine düşmanlarını korkutmaya yarayan sahte göz şekilleri yerleştirilmiştir.
Bu olağanüstü çeşitlilikteki tasarımı göz önüne alarak düşünün. Bu kadar çok çeşitteki, üstelik de hepsi birbirinden bu derece farklı yapılardaki milyonlarca canlının, tesadüfen birbirlerinden türemesinin imkansız olduğunu ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
*Siz de etrafınızdaki canlılara baktığınızda rahatlıkla göreceğiniz bu apaçık gerçeği ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
*hayvanlardaki ve bitkilerdeki şaşırtıcı mekanizmaların kendi kendilerine oluşamayacak kadar kusursuz yapılar olduğunu sakın ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
*Tüm canlılar Allah'ın ilhamıyla hareket etmektedirler.
Ama insanların çoğu bunları hiç düşünmezler ya da düşündüklerinde bu canlıların yaptıkları işlerdeki mucizevi yönü görmezden gelirler. Ama siz Allah'ın yaratışındaki bu üstünlüğü ve benzersiz sanatı ve bu canlıların Allah'ın ilhamıyla hareket ettiklerini SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
*Öyleyse siz de bu mucizevi sistemlerin ancak ve ancak Allah'ın üstün tasarımının ürünü olduklarını ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
*CANLILAR TESADÜFEN ORTAYA ÇIKMAMIŞLARDIR. Üstün güç sahibi bir Yaratıcı yani alemlerin Rabbi olan Allah tarafından yaratılmışlardır. Artık tüm dünyanın fark ettiği bu apaçık gerçeği siz de ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
*hassas dengelerin tesadüfen oluşamayacağını, ancak üstün güç sahibi Allah tarafından bu düzenin kurulabileceğini SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
SAKIN SAHİP OLDUĞUNUZ HERŞEYİ
ALLAH'IN NİMET OLARAK VERDİĞİNİ
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*siz de şu an çevrenize bir göz atıp düşünün. "Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır (Nahl Suresi, 53) ayetiyle haber verildiği gibi size verilen sonsuz nimetlerin sahibinin Rabbiniz olduğunu asla ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
SAKIN BU DÜNYADA UZUN SÜRE KALMAYACAĞINIZI
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*dünyadaki yaşamın bir sonu vardır. Sonu olmayan yaşam ise ahiret hayatıdır. Sonsuz bir hayata karşılık dünyanın tükenecek yararının peşinde koşmanın akılcı bir tavır olmadığı da kesindir. İnsanın tüm bunları anlamamazlığa gelerek dünyaya yönelik yapacağı her hareket, onu ahirette telafisi mümkün olmayan bir pişmanlığın içine sokacaktır. Siz bu sonsuz pişmanlıktan kaçının ve dünyadaki hayatınızın bir gün mutlaka son bulacağı APAÇIK bir gerçekken sakın bunu anlamazlıktan gelmeyin.
*Bu yüzden siz de düşünen bir insan olarak bedeninizin Allah tarafından dünyaya bağlanmayı engelleyecek acizliklerle birlikte yaratıldığını anlamazlıktan gelmeyin. Hepsi birer hatırlatma, öğüt ve uyarı niteliği taşıyan bu olaylardan ve durumlardan kendinize gereken payı çıkartın. Ve hiçbir aczin, zorluğun, hastalığın, sıkıntının olmadığı cennet hayatını isteyip orası için çalışın.
*Siz de eninde sonunda bir gün yaşlanacağınızı, cildinizin kırışacağını, fiziksel fonksiyonlarınızın zayıflayacağını, üstelik zihninizin de yaşlılığın etkilerine maruz kalacağını sakın anlamazlıktan gelmeyin. Ve yaşınızın ilerlemesini beklemeden, fiziksel ve zihinsel bir güce sahipken bu gerçeği fark ederek ahiret için hazırlık yapmaya başlayın.
*Unutmayın ki, afetler insanlara dünyanın geçiciliğini ve güvensizliğini hatırlatırlar. Bu olaylar insanlara Allah tarafından bir uyarıdır. Bu gerçeği, yani insanların Allah tarafından uyarılıp korkutulduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*geçmişte yaşamış olan insanların hatasına düşmeyin. Allahın insanlara yaptığı uyarılardan etkilenmeyen geçmiş kavimlerin durumundan ders çıkarmak gerektiğini sakın anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN ÖLÜM GERÇEĞİNİ
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Siz sakın insanların kapıldığı bu derin gaflete kapılmayın, ve ölümün yalnızca bir anlık bir geçiş olduğunu, çok yakın ve kesin bir gerçek olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*Ölümün uzak olduğunu düşünen bir insanın ne kadar büyük bir aldanış içinde olduğunu sakın anlamazlıktan gelmeyin. Ve bu apaçık gerçeğin insana verdiği şuur ve vicdanla her an ölebilecekmiş gibi, Allahın hoşnut olacağı bir yaşam sürün.
*Günlük uğraşılar içinde, her sabah uyanıp yeni bir güne başlıyor olabilirsiniz.
Çok meşgul, hep bir şeyler yetiştirmeye, bir şeyler üretmeye çalışan, ileriye yönelik yüzlerce planı olan bir insan da olabilirsiniz. Fakat tüm planlarınızı gerçekleştirmenizin kesinlikle mümkün olamayacağı açıktır. Ölüm her an karşılaşılabilecek, tüm planları altüst edebilecek bir gerçektir ve insan adeta bir "geri sayımdaymışçasına" her geçen saniye ölüm anına doğru ilerlemektedir.
Öyleyse bu APAÇIK gerçeği anlamazlıktan gelerek sakın ölüme gafil bir şekilde yakalanmayın. Ölümle beklemediğiniz bir anda buluşabileceğinizi anlamazlıktan gelmeyin.
*Oysa APAÇIK olan ölüm gerçeğini düşünen insanın dünyayla ilgili hırsları bitecektir ve o insan artık gerçek ve sonsuz hayatın olduğu ahiret için çalışmaya başlayacaktır. Siz de bu dünya malının, dünyaya ait olduğu gerçeğini sakın anlamazlıktan gelmeyin ve bu hataya düşenlerin ahirette yaşayacağı büyük pişmanlıklardan korkup sakının.
*Siz, dünyada ölümün düşüncesinden dahi kaçan herkesin, o gün büyük bir dehşete düşeceği gerçeğini sakın anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN KURAN'IN HAK KİTAP OLDUĞUNU
ONDAN HESABA ÇEKİLECEĞİNİZİ
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*İşte bu yüzden tüm insanların yalnızca Allahın çağrısına icabet etmeleri gerektiğini ve bunun için de Kuran'ı çok iyi bilmeleri gerektiğini sakın anlamazlıktan gelmeyin.
*Allahtan korkup sakınan insanlar Kuran'daki uyarıları, hatırlatmaları çok büyük bir hassasiyetle uygularlar, ayetlerden öğüt alıp düşünürler. Kuranın bu özelliklerini anlamazlıktan gelerek sürdürülen ve insanların kendi doğrularına göre şekillendirdikleri bir hayatın insana asla bir kurtuluş sağlamayacağı ise APAÇIKTIR.
Siz bu insanların hatasına düşmeyin. Kuran'dan başka bir rehberiniz olmadığını, Kuranın tüm insanlara bir öğüt, uyarı ve hatırlatma olduğunu sakın anlamazlıktan gelmeyin.
*-"Yedi gök" ifadesi 7 kere geçmektedir.
-"Dünya" ve "ahiret" kelimeleri 115'er kez tekrarlanmaktadır.
-"Gün" kelimesi 365 kez, "ay" kelimesi ise 12 kez tekrarlanmaktadır.
-"İman" (tamlama almadan) kelimesi Kuran boyunca 25 kere tekrarlanır, "küfür" kelimesi de...
-"De" kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332. "Dediler" kelimesini saydığımızda da aynı rakamı görüyoruz.
-"Şeytan" kelimesi 88 kere geçiyor. "Melek" kelimesinin tekrar sayısı da 88.
Kuran'ın bu özellikleri, onun Allah katından indirilmiş olduğunu kesin olarak gösterir. Bu APAÇIK gerçeği anlamazlıktan gelmeyin.
*Kuranın tüm ilahi özelliklerine rağmen bunu anlamazlıktan gelen inkarcılar, ahirette herşeyi daha iyi anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacaktır. Siz sakın bu insanlar gibi kuşkuya düşenlerden olmayın ve Kuranın Allah'ın hak kitabı olduğunu, bir benzerinin kesinlikle yazılamayacağını anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN VİCDANINIZIN SESİNİ
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Unutmayın siz de bu doğruluk rehberine sahipsiniz. O halde sakın içinizdeki bu sesin söylediklerini anlamazlıktan gelmeyin.
*Eğer Allah'ı razı etmek, doğruya ulaşmak istiyorsanız sakın vicdanınızın sesini duymazlıktan, anlamazlıktan gelmeyin.
*Siz duyduğunuz anda, Allah rızası için en güzele çağıran o ilk sesin vicdanınıza ait olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*Herkes pişmanlığın ne kadar can yakıcı bir duygu olduğunu bilir. İşte bu duygunun temelinde vicdanın sözünün dinlenmemesi yatar ve bu, insan için Allahtan bir uyarı niteliği taşır. Kimi zaman insan hatalı tercihinden vazgeçene kadar da bu pişmanlık peşini bırakmaz, manevi bir azaba dönüşür. Öyleyse siz vicdan azabı çektiğiniz zaman bunu anlamazlıktan gelmeyin.
*Nefsiniz istemese de, kimi zaman size zor göstermeye çalışsa da vicdanınızın size daima doğruyu söylediğini sakın anlamazlıktan gelmeyin. Eğer siz vicdanlı olursanız bilin ki Allah sonsuz vicdan sahibidir; nefsinizden sakınarak ve vicdanınıza uyarak yaptığınız zerre kadar iyililiğinizin karşılığını size eksiksiz olarak verecektir. Ama vicdanlarını kullanmayanlar elbette kullanan insanlarla bir tutulmayacaktır.
SAKIN ALLAH'IN GÜZEL AHLAKLI
OLMAYI EMRETTİĞİNİ
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Allah korkusunun olmadığı, O'nun sınırlarının aşıldığı bir toplumda insanlar her türlü kötülüğe ve dejenerasyona açıktır.
Tüm bunların sonucunda güzel ahlakın ancak Allah'ın sınırlarına uyulduğunda yaşanacağını, bunun aksinde ise nasıl bir ortam oluşacağını sakın anlamazlıktan gelmeyin. Eğer dünyada da güzel bir hayat sürmek istiyorsanız, mutlaka Allah'ın dinine yönelmeniz gerektiğini göz ardı etmeyin.
*Allah herşeyi görüp, işitiyorken ve şahitlik ediyorken sakın samimi ve dürüst olmaktan başka yolunuz olmadığını anlamazlıktan gelmeyin.
*insan bilmelidir ki, kendisine kibir konusu yapabilecek hiçbir şeye sahip değildir. Kibir konusu yaptığı şey malı ise, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan tüm mülk zaten Allahındır. Zeka, güzellik, yetenekse bunları insana veren de Allahtır ve dilediği zaman hemen almaya kadirdir. Kaldı ki insan ölümlü bir varlıktır. Allah canını aldığında o, geçici bir süre emanetçiliğini yaptığı herşeyi gerçek sahibine bırakıp yapayalnız ve yalın olarak Allahın huzuruna gidecektir. Ve Kuran'da bildirildiği gibi, dünyada kibirlenenler ahirette boyun bükmüş kimseler olarak cehenneme gireceklerdir.
Gerçek budur. İnsanın kendisine kibir konusu yapabileceği hiçbir şey yoktur. Ne kadar zengin, ne kadar güzel, ne kadar ünlü, ne kadar itibar gören bir insan olursanız olun bunu sakın anlamazlıktan gelmeyin... İnsana kazanç sağlayacak olan yalnızca Allah'ın hoşnutluğu için göstereceği güzel bir ahlak, güzel bir teslimiyettir.
*İçinde bulunduğunuz şartlar ne olursa olsun, başta kendi ahiretiniz için güzel ahlaktan taviz vermemeniz gerektiğini sakın anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİN KAYNAĞININ DİNSİZLİK OLDUĞUNU
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*dinin yaşanmadığı her yerde toplumsal sorunlar, ahlaksızlıklar tükenmek bilmez. O halde Allahın insanlar için seçtiği ve beğendiği dinine teslim olmak gerektiğini, ancak bu şekilde güven ve huzurun elde edilebileceğini anlamazlıktan gelmeyin. Ve ancak Allah'ın emirlerine uyarak geçirdiğiniz bir ömrün ahirette de hesabını güvenle verebileceğinizi bilin.
*dinsizliğin getirdiği tevekkülsüzlük, sıkıntı ve batıl korkularla dolu bir ruh haline sahip insanlar asla güzel bir yaşam sürdüremezler. Ne toplumlar, ne de toplum içindeki bireyler dinden uzak yaşanan bir ortamda "mutmain" bir ruh haline sahip olamazlar. Bir ayette de bildirildiği gibi, kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28)
Öyleyse dinsizliğin toplumların tüm güzel ve insani duygularını bitirdiği gerçeği üzerinde mutlaka düşünüp öğüt alın ve Allah'ın hükmüne teslim olmayan insanların dünyada da, ahirette de zorluklar ve pişmanlıklar içinde yaşam süreceklerini anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN AHİRETİN VE HESAP GÜNÜNÜN
VARLIĞINI ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Allah'ın insanlara hak ettikleri karşılığı vereceği yer ahirettir. Bu APAÇIK bir gerçektir. Allah her olayı duyan gören, yapılan her iyiliği ve her kötülüğü bilendir. Öyleyse Allahın sonsuz adaletinin tecelli edeceği iyi veya kötü yapılan her tavrın karşılığının alınacağı ahiretin varlığını anlamazlıktan gelmeyin.
*Sonsuz bir adaletin tecelli edeceği ahirette, insanın her yaptığının hesabını vereceğini ve karşılığını göreceğini anlamazlıktan gelmeyin.
*Bu dünyadaki hayat, ahirete tercih edilmeyecek kadar geçicidir. Deniz kenarına dizilmiş yalılar, süslü bahçelerin içindeki köşkler, denizi yara yara giden sürat motorları, yatlar, birbirinden renkli son model arabalar, gece kulüpleri, eğlence merkezleri, beş yıldızlı oteller, sağlıklı çocuklar, güzel ve itibarlı eşler Bu sayılan nimetler insanlara son derece çekici gelebilir. İnsan bütün ömrünü bunlara sahip olmaya çalışarak geçirebilir. Ancak insan değil bunların birkaç tanesine, hepsine de sahip olsa Allah katında belirli olan süresi dolduğunda sahip olduklarını bırakarak ahirete gidecektir.
Belki siz de söz konusu insanlar gibi hayatınızı bu nimetlere sahip olmanın yollarını arayarak geçiriyor olabilirsiniz. Ama ahirette, sahip olduğunuz bu nimetlerin hiçbirinin size fayda sağlamayacağını anlamazlıktan gelmeyin.
*(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;
Kendi eşini ve kardeşini,
Ve onu barındıran aşiretini de;
Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.
Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir:
Başın derisini kavurup-soyar.
Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.
(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı. (Mearic Suresi, 10-18)
Siz de ayetlerde haber verilen bu gerçekleri düşünün ve o günün azabının, bir insanın dünyada sahip olduğu herşeyi fidye olarak verip kurtulmak isteyeceği kadar büyük olacağını anlamazlıktan gelmeyin.
*Bir tarafta 60-70 senelik göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir zaman, diğer tarafta bitmeyen bir ömür
Bir tarafta bitmeyen, eşi benzeri olmayan, güzelliklerle dolu, insanın her istediğinin o anda yaratıldığı bir hayat, diğer tarafta kısa, geçici, eksik neye elinizi atsanız elinizde kalan, gençliğin, güzelliğin, hızla akıp gittiği, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın elde edilen metaların bir türlü insanı tatmin etmediği bir hayat
Siz bu gerçeği görmezden gelmeyin. Cennetin eşşiz nimetlerine kavuşabilmek elinizdeyken, eksik ve geçici metaları elde etmek için vicdanınızın sesini susturmayın. İnsanların düşünmeyerek, üstünü örterek, kısacık bir hayat için neleri terk ettiğini anlamazlıktan gelmeyin.
*Çok kişinin yanlış yolda olması ise sizi etkilememelidir, çünkü herkes kendisinden sorumludur. Allah Kuranda insanların çoğunun iman etmeyeceğini iman edenlerin ise şirk koşmadan iman etmeyeceğini bildirmiştir. Bu insanların çoğunun ahiret için hazırlık yapmadığı bundan dolayı da cennete gidemeyeceği anlamına gelir. Böyle bir durum ise vicdanlı bir insan için mazeret değil aksine daha çok korkup sakınmak için bir vesiledir. Bu nedenle siz de "insanların çoğu böyle" deyip apaçık gerçekleri anlamazlıktan gelmeyin. Tek başınıza da olsanız kendinizden sorumlu olduğunuzu unutmadan ahiretiniz için ciddi bir hazırlık yapın ve çaba gösterin.
*Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Bu sebeple siz de dünyanın geçici süslerine aldanarak, sahip olduğunuz malların ve evlatların Allah katında ölçü olmayacaklarını, din gününde sizi kurtaracak tek şeyin takvanız olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN CEHENNEMİN SONSUZ BİR
AZAP YURDU OLDUĞUNU
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Siz de cehennemin varlığını anlamazlıktan gelmeyin.
*O halde sakın cennetin dünyada sahip olduklarınızla kıyaslanamayacak bollukta ve güzellikte nimetlerle dolu olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.
Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir.
Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır. (Nebe Suresi, 21-23)
Allahın bu konudaki hükmü son derece açıktır. Bu nedenle siz de Kurana tabi olmadıkça cehennemden kurtuluş olmadığını, Allaha isyan edip cehennemi hak edenlerin ise orada sonsuza kadar kalacaklarını anlamazlıktan gelmeyin.
*insanın dünyada karşılaştığı sıkıntılarla, ahirette yaşanacak sonsuz azabı birbirine karıştırmaması gerekir. Dünya hayatında insan en büyük sıkıntıyı yaşasa, bedeni en büyük acıları çekse bile en fazla 60-70 yıl içinde biter. En amansız, en zorlu hastalıkların bile mutlaka bir sonu vardır. Ama cehennemdeki azap hiçbir zaman tükenmeyecektir. Bu yüzden siz sonsuzluk kavramının ne ifade ettiğini anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN MADDENİN BİR HAYALDEN
İBARET OLDUĞUNU ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*İngiliz fizikçi John Gribbin beynin yaptığı yorumlarla ilgili olarak şöyle demektedir:
...Duyularımız ise, dış dünyadan gelen uyarıların beynimizdeki bir yorumu niteliğindedir, sanki bahçede bir ağaç varmış gibi... Fakat beynim; duyularımın süzgecinden geçen uyarıları algılar. Ağaç sadece bir uyarıdır. O halde hangisi gerçektir? Duyularımın ortaya çıkardığı ağaç mı, yoksa bahçedeki ağaç mı? 16
Kuşkusuz bu, üzerinde detaylı olarak düşünülmesi gereken çok önemli bir gerçektir. Şimdiye kadar dışarı baktığınızda gördüğünüz herşeyin mutlak varlıklar olduklarını zannetmiş olabilirsiniz. Oysa bilimin de söylediği gibi dışarıdaki nesnelerin kesin olarak var olduklarını ispatlamak mümkün değildir. Burada kısaca özetlenen, yaşamınızda farkına varabileceğiniz en büyük gerçeklerden biridir; o halde siz sakın bu apaçık gerçeği anlamazlıktan gelmeyin. Ve bu konuyu daha derin düşünmeye başlayın.
*gördüğünüz, duyduğunuz, hissettiğiniz, dünya dediğiniz "şey"lerin aslında size gösterilen birer hayalden ibaret olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*sakın sizi insan yapanın, ayetin ifadesiyle Allah'ın size "üflemiş" olduğu ruhunuz olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*Allah'ın sizi önünüzden, arkanızdan, sağınızdan, solunuzdan, yani her yönden kuşattığını, her an, her yerde size şahit olduğunu, içinize ve dışınıza tamamen hakim olduğunu ve size şahdamarınızdan yakın olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
SAKIN ZAMANIN DEĞİŞKEN BİR ALGI
OLDUĞUNU VE KADER GERÇEĞİNİ
ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
*Zamanın hızının algılanması da zamanın psikolojik bir algıdan ibaret olduğunu kanıtlar. Şöyle ki; bir arkadaşınızla buluşmak üzere sokakta beklerken, onun 10 dakikalık bir gecikmesi, size bitmek bilmeyen, çok uzun bir zaman gibi gelebilir. Ya da sabah okula veya işe gitmek üzere uyanan uykusuz bir insana uyuyacağı fazladan bir 10 dakika oldukça uzun gelebilir, hatta bu sayede uykusunun bir kısmını aldığını düşünebilir. Ama tam tersi bir durumda öğrencilik yıllarından hatırlayacağınız gibi -40 dakikalık- adeta bir asır süren bir dersin ardından 10 dakikalık bir teneffüs çok çabuk geçebilir.Ya da özlemle beklediğiniz hafta sonu tatili çok çabuk geçerken, hafta içi iş günleri geçmek bilmez.
Kuşkusuz bunlar her insanın yaşadığı hislerdir. Ve bu hisler de zamanın kişiye veya algılayana göre değiştiğinin açık işaretleridir. Siz, kendi içinizde de yaşadığınız bu apaçık gerçeği anlamazlıktan gelmeyin.
*O halde siz, sonsuz kudret sahibi, tüm eksikliklerden münezzeh olan Allah'ın sizi bir kader üzerine yarattığını, geçmişte yaşadığınız ve gelecekte yaşayacağınız tüm olaylardan haberdar olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
*İnsanın kaderini değiştirmesi, yönlendirmesi gibi bir olayın asla gerçekleşemeyeceği, insan yaşamının her karesinin Allah'ın yaratmasıyla varlık bulduğu, insanın O'nun dilemesi dışında hiçbir şey yapamayacağı, hatta düşünemeyeceği gerçeğinin; O halde siz sakın bu KESİN gerçeği anlamazlıktan gelmeyin.
*Siz sakın Allah'ın size gösterdiği bir "hayal" olan bu dünyayı mutlak sanmayın ve ona aldanmayın. Allah'ın sonsuza kadar nimetler sunacağı cennete kavuşmak için çaba harcayın. Aksinin sonsuz bir kayıp olacağını da henüz vaktiniz varken SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
www.harunyahya.org (sakın anlamazlıktan gelmeyin)
| |
ÖNEMLİ BİLGİLER
* "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylik vardir." (Insirah Suresi, 5) ayetiyle haber verilen bu durum, müminlerin en zor anlarda bile Allah'in verdikleriyle hosnut olabilmelerini ve sabir gösterebilmelerini saglar.
Bunun en güzel örneklerinden birini Peygamberimizin yanindaki salih müminlerin tavirlarinda görmek mümkündür. Allah'in rizasini kazanabilmek amaciyla Allah yolunda susuzluk, yorgunluk ve dayanilmaz bir açlik çektikleri halde yilmamis ve Peygamberimizle birlikte mücadeleye devam etmislerdir. Dayanilmayacak kadar sicak bir yer olan çöl ortaminda Rabbimizin rizasini aramak için bu yorgunluga, bitkinlige, açliga ve susuzluga sabir gösteren müminlerin yasadiklari üstün ahlakin kesin olarak karsilik bulacagini Allah bir ayetinde söyle ifade etmistir:
Medine halkina ve çevresindeki bedevilere, Allah'in elçisinden geri kalmalari, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakismaz. Bu, gerçekten onlarin Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanilmaz bir açlik' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandiracak' bir yere ayak basmalari ve düsmana karsi bir basari kazanmalari karsiliginda, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazilmis olmasi nedeniyledir. Süphesiz Allah, iyilik yapanlarin ecrini kaybetmez. (Tevbe Suresi,120)
*Bir mümin bir kaza sonucu veya herhangi bir sebeple sakatlandiginda, herhangi bir organini kaybettiginde asla karakterinde bir degisiklik olmaz. Bunun da Allah'tan gelen bir imtihan oldugunu, sonunun mutlaka hayir oldugunu bilerek sabreder. Yine elindeki tüm imkanlarla Allah'in rizasini kazanmaya çalisir, bunun için yapmasi gereken herseyi yapar. Eger fiziksel olarak bir çaba gösterme imkani olmasa bile, her an insanlara fayda getirecek, onlari ahirete yöneltecek fikirler gelistirmeye çalisir.
*Allah "Rabbiniz'den olan magfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavusmak için) yarisin; o, muttakiler için hazirlanmistir." (Al-i Imran Suresi, 133) ayetiyle kullarini dünya hayatindayken Allah'in rizasini ve cennetini kazanmak için yarismaya çagirmistir.
*Allah sabreden ve sabir ile O'ndan yardim dileyenlere kesin olarak yardim edecegini, nimetlerini artiracagini vaat etmistir. O halde insanin hayati boyunca karsilastigi her güçlükte, her zorlukta ve sikintida ihtiyaç duyacagi en önemli özelliklerden biri sabirdir. Bu özellik kazanildiginda, sartlar ne kadar zor olursa olsun, içlerinde yasadiklari imanin sevki ve Allah'in rizasini kazanmanin heyecani ile Allah'in izniyle mutlaka üstün gelir ve mutlaka basarili olurlar. Allah sabrin bu sirrini müminlere vermis ve sabretmelerini, sabir için dua etmelerini ve sabir göstermede yarismalarini emretmistir.
*Bir insanin dünyada ve ahirette alabilecegi en güzel karsilik Allah'in rizasini kazanabilmek, O'nun rahmetine ve cennetine kavusabilmektir. Tüm bunlar dünyanin hiçbir zevki ve hiçbir nimeti ile kiyaslanmayacak güzelliklerdir. Allah'in sevgisini kazanmanin bir yolu ise dünya hayatinda yaratilan her olayin, söylenen her sözün, yapilan her tavrin Allah tarafindan hikmet ve hayirla yaratildigini bilmek ve Allah'a güvenmektir.
*sabir müminlere Allah'in razi olacagi güzel bir ahlakin yolunu açar. Bu ahlaki yasamalari ise Allah'in sonsuz rahmetini ve cennetini kazanmalarina vesile olur ki, müminler için bundan daha güzel bir kurtulus yoktur.
*Vicdan, insanlari, Allah'in begenecegi sekilde düsünmeye ve Allah'in razi olacagi sekilde davranmaya çagirir.
*Allah tüm insanlari Kuran'a uymak, onda tarif edilen güzel ahlaki yasamakla sorumlu kilmistir. Dolayisiyla insanlarin hesap günü sorgulanacaklari konulardan biri de, Kuran ahlakini yasayip yasamadiklari olacaktir. Dünya üzerinde gelmis geçmis insanlarin tümü bu konuda uyarilmis ve Allah'in hosnut olacagi ahlaki yasamaya davet edilmislerdir. Fakat Allah'in bu çagrisina uyan kisiler yalnizca iman sahipleridir.
*Iman etmeyen insanlar karsilastiklari olaylarda hiç beklenmedik, sasirtici, tedirgin edici tepkiler gösterip, umulmadik bir karaktere bürünürlerken, müminler asla böyle bir tavra girmezler. Güvenilirliklerinin bir sebebi de budur.
En önemlisi de, her konuda sabir gösterebildikleri için bu güzel özelliklerini sürdürmede de hayatlarinin sonuna kadar kararli davranirlar. Dünyevi çikarlar ugruna Allah'in hosnut olacagi ahlaktan taviz vermezler. Tüm bu vasiflari hem birarada hem de süreklilikle yasamalari, müminleri insanlar arasinda en güvenilir kimseler haline getirir.
*Allah'a gönülden bagli olan insanlar, dünya hayatinda mallarini, canlarini, kisacasi sahip olduklari herseyi Rabbimize adamis ve O'nun rizasini kazanabilmek için iyi zamanlarda da, zor anlarda da sabretmislerdir. Ne karsilastiklari sikintilar, ne inkar edenlerin baskilari, ne de dünya hayatinda yasadiklari birtakim zorluklar onlari Allah'in dinini yasamaktan vazgeçirememistir. Çünkü onlar kesin bir imanla Rabbimize yönelmis ve hayatlarinin sonuna kadar da bu imanlarinda sabir ve kararlilik göstermislerdir.
Hayatlarini böylesine üstün bir sabirla geçiren müminlere ahirette alabilecekleri en güzel karsilik olarak Rabbimizin sevgisi, hosnutlugu ve rizasi vardir:
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadinlara içinde ebedi kalmak üzere, altindan irmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmistir. Allah'tan olan hosnutluk ise en büyüktür. Iste büyük kurtulus ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)
Rableri onlara katindan bir rahmeti, bir hosnutlugu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. (Tevbe Suresi, 21)
Rableri katinda onlarin ödülleri, içinde ebedi kalicilar olmak üzere altindan irmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razi olmustur, kendileri de O'ndan razi (hosnut, memnun) kalmislardir. Iste bu, Rabbin'den 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. (Beyyine Suresi, 8)
*Müminler sadece zorluklar karsisinda degil ayni zamanda Kuran'in tüm hükümlerini eksiksiz olarak yerine getirme ve her kosulda en mükemmel ahlaki gösterme konusunda da büyük bir sabir gösterirler. Onlarin bu ahlaki hayatlarinin her aninda gösterebilmelerinin bir sebebi de, bunu gönül rizasiyla ve sevkle yasiyor olmalaridir. Çünkü onlar için Allah'in emirlerini yerine getirmekten daha önemli bir is yoktur. Bu nedenle Kuran'da bildirilen tüm hükümlerde oldugu gibi, güzel ahlaki da isteyerek ve severek yasarlar. Bunun sonucunda Rabbimizin sevgisini, rahmetini ve yardimini kazanacaklarini bilmek onlarin bu konuda karsilasacaklari her türlü zorlugu kolaylikla asmalarini ve hiç yilmadan sabir gösterebilmelerini saglar.
*Müminler "Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstagni gördügünden." (Alak Suresi, 6-7) ayetiyle bildirildigi gibi, insanin kendini herhangi bir konuda yeterli görmesinin onu azginliga ve büyüklenmeye yöneltecegini bilirler. Bu nedenle de en kusursuz sekilde uyguladiklari konularda bile kendilerini yeterli görmezler. Hayatlarinin sonuna kadar hiçbir konuda sinir tanimadan kendilerini gelistirmeye ve daha güzel, daha iyi olan tavra ulasmaya çalisirlar.
Müminlerin bu samimi çabalarinin altinda ise Rabbimize olan bagliliklari, sevgileri ve Allah korkulari yatmaktadir. En büyük amaçlari Rabbimizin sevgisini ve yakinligini kazanmak oldugu için, Allah'in kendilerine emrettigi gibi tüm Kuran hükümlerini yasamaya çalisirlar. Ve bu konuda kendilerini hiçbir zaman yeterli görmez, daima daha fazlasini uygulayabilmek için çaba harcamaya devam ederler.
*Sabrin Kuran ahlakini yasamada ve Allah'in hükümlerini yerine getirebilmede ne kadar önemli bir yeri oldugunu kavrayan müminler ise, her konuda oldugu gibi sabir konusunda da Rabbimizden yardim dilerler. Sabrin dünya hayatinda karisilasacaklari her türlü zorlugu açan, dogruya yönelten ve en önemlisi de insana Allah'in sevgisini ve cennetini kazandiran bir nimet oldugunu bilirler.
*Değerli İslam büyüğü Bediüzzaman Said Nursi, Allah rızası için samimi bir gayret içinde olan insanların, şevksiz insanlara nasıl yaklaştıklarını bir sözünde şöyle ifade etmiştir:
"Başkalarının füturu (gevşekliği) ve çekilmesi, ehl-i himmetin şevkini, gayretini ziyadeleştirmeye sebeptir. Zira, gidenlerin vazifelerini bir derece yapmaya kendini mecbur bilir ve bilmelidirler." (Kastamonu Lahikası, s.37)
Bediüzzaman'ın yukarıdaki sözüyle ifade ettiği gibi, kalbinde hastalık olan kimselerin dine hizmet etmekten kaçışlarını her görüşlerinde salih müminler dine daha da büyük bir şevkle hizmet ederler.
*Müminler, Allah'ın rızasını kazanmayı yaşamlarının asıl amacı edinerek, tüm güçleriyle bu uğurda çaba harcayan kimselerdir. Allah Kuran'da onlardan "Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd eden", yani "çaba harcayan, gayret eden" kimseler olarak bahsetmektedir. Çünkü tüm hayatlarını Allah'a adamış, Allah'ın rızasına, cennetine karşılık sahip oldukları maddi manevi herşeylerini ortaya koymuşlardır.
İnananların Allah'a karşı güçlü ve kararlı bir teslimiyet gösterebilmelerini ve her ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar yılgınlığa kapılmadan "Rabbimiz bize yeter" (Al-i İmran Suresi, 173) diyebilecek kadar yüksek bir ruha sahip olabilmelerini sağlayan çok önemli bir özellikleri vardır: Allah'ın rızasını kazanma şevki…
İmanın kazandırdığı bu şevk insanın hem bedensel hem de zihinsel kapasitesini olabilecek en yüksek seviyeye çıkartan ve böylece kişinin, hayatı her an, hep en güzel ve en huzurlu şekilde yaşamasını sağlayan bir güçtür. Allah aşkından kaynaklanan bu heyecan, inananlara büyük bir manevi kuvvet ve yine şiddetli bir dayanıklılık ve direnç verir. Çelik gibi bir irade, gözüpek ve yiğit bir karakter kazandırır. Müminler bu imani güç sayesinde her zorluğu en güzel şekilde göğüsleyebilir ve şartlar her ne olursa olsun tüm güçleriyle Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için gayret sarf etmeye devam ederler.
*müminlerin şevklerinin kaynağı, Allah'a olan imanları ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı kendilerine yegane amaç edinmiş olmalarıdır.
*her insan kendini, hiç beklemediği bir anda çok uzakta sandığı, ama aslında çok yakın olan ahiret hayatına başlarken bulabilir. İşte gafil olan cahiliye insanları bu kısa zamanı Allah'ın rızasını ve cennetini kazanabilmek için değil, sadece dünya hayatını "kendilerince" en iyi şekilde yaşayabilmek için çaba harcarlar.
*iyilikte ve yardımda bulunmayı Allah'ın rızasına ulaşmak için bir vesile olarak gören müminler, bu konuda hiçbir zaman şevklerini yitirmezler. Zorluklarla karşılaşmak ise, bu ideallerinden onları döndürmez. Aksine zorluklara rağmen yaptıkları işlerin Allah katında daha büyük bir hoşnutluğa vesile olacağını düşünerek sevinir ve daha da şevklenirler.
*Müminler kendilerine hayat verenin, her an yeryüzündeki canlı cansız her varlığı koruyup kollayanın Allah olduğunun ve O'nun dışında tüm varlıkların O'na muhtaç olduğunun şuurundadırlar.
Allah'a duydukları sevgi ve bağlılığın neticesi olarak da, hayatları boyunca Allah'ı hoşnut etmek için çaba harcarlar. Allah'ın hoşnutluğunu kazanma isteği müminlerin en önemli şevk ve neşe kaynaklarıdır. Allah'ın rızasını kazanabilme ve Allah'ın müminler için hazırladığı cennete kavuşabilme arzusu, onlara bitmez tükenmez manevi bir güç ve şevk kazandırır.
*Allah Kuran'da müminleri "iman edip sonra da hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah'ın rızasını kazanmak için çaba harcayanlar" olarak tanımlamıştır.
*Müminlerin şevklerini böylesine güçlü ve zinde tutan bir başka sebep de onların, "... O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır." (Araf Suresi, 56) ayetinde bildirildiği gibi hayatlarının sonuna kadar korku ve umut arasında yaşıyor olmalarıdır. "Korku ile umut arasında yaşama"nın anlamı ise şudur: İman edenler Allah'ın kendilerinden razı olup olmadığından ve cennetine layık olabilecek kadar mükemmel bir ahlak gösterip gösteremediklerinden hiçbir zaman tam olarak emin olamazlar. Bu nedenle de hesap gününde Allah'ın azabıyla karşılaşmaktan sakınır ve sürekli ahlaklarını güzelleştirmek için çaba harcarlar. Aynı zamanda Allah'ın rızasını, hoşnutluğunu, sevgisini kazanmak için büyük bir şevk ve samimiyetle ellerinden gelen tüm çabayı harcadıklarını vicdanen bilirler. Bu nedenle de sonsuz merhamet sahibi olan Allah'ın rahmetine ve cennetine kavuşabilecekleri konusunda büyük bir umut taşırlar.
*Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (Fatır Suresi, 32)
Yarışıp öne geçenlere bu gücü veren elbette ki Allah'a olan şiddetli bağlılıkları ve saygı dolu korkularıdır. İçlerindeki samimi iman onlara Allah'ın rızasını kazanma yolunda yarışıp öne geçecek kadar güçlü bir şevk kazandırmaktadır. Kuran'da, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla çaba harcayarak öne geçen bu kimselerin Allah katında derece bakımından da üstün kılındığı bildirilmiştir:
Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd edenler (çaba harcayanlar) eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cehd edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cehd edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.) Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 95-96)
"Orta yolu tutanlar" ise Allah'ın rızasını kazanmak için canla başla çaba harcamak varken ortalı bir yol izlemeyi tercih eden kimselerdir. Bu kimselerin ahiretteki durumu elbette yarışıp öne geçenlerle bir olmayacaktır.
*Kuran'da imanı tam olarak kavrayamadıkları bildirilen kimseler ise, akıllarını ve vicdanlarını gereği gibi kullanmamalarından dolayı, şeytanın bu tuzağına kolaylıkla düşebilirler. Çünkü bu insanlar, dilleriyle iman ettiklerini söyleyen ama aslında kalplerinde imanın derinliğini yaşamayan kimselerdir. Bundan dolayı Allah'ın rızasını ve cennetini değil de dünya hayatının geçici süslerini elde etmeyi hedeflerler.
*Sadakati en mükemmel şekilde yaşayan insanlar ise müminlerdir. Onlar Allah'a iman eder ve sonsuza kadar O'na sadık kalacaklarına dair söz verirler. Dünya hayatında karşılaşabilecekleri hiçbir şeyin Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktan daha kıymetli olamayacağını bilirler. Çünkü sadık olmaya en layık olanın sadece Yüce Allah olduğunu kavramışlardır. Onların sadakatlerindeki bu kararlılığa Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:
Mü'minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler. (Ahzab Suresi, 23)
Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. (Rad Suresi, 20)
Müminlerin Allah'a olan bu sadakatleri, aynı zamanda onların dine ne kadar şevkle bağlandıklarının da delilidir. Zira hiçbir dünya menfaati, maddi ya da manevi hiçbir çıkar teklifi onları Allah'a olan bağlılıklarından ve sadakatlerinden vazgeçiremez. Ve yine hiçbir şey onlara Allah'ın rızasını kazanmaktan daha sevgili ve çekici gelmez. Allah'a olan sadakatleri onları daima şevkle dine hizmet etmeye ve Allah'ın rızasını kazanacak işler yapmaya yöneltir.
ÖNEMLİ BİLGİLER
*Karşılaştığı her olayda olabilecek en ihlaslı tavrı göstermek isteyen bir insanın her işinde "Allah'ın rızasının en çoğu"nu kazanma arayışı içinde olması gerekir. Allah'ın bu emri "… Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır..." (Maide Suresi, 48) ayetinde geçen "hayırlarda yarışınız" sözleriyle insanlara hatırlatılmıştır. Bir başka ayette ise şu şekilde buyurulmuştur:
"Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir." (Fatır Suresi, 32)
Ayette de bildirildiği gibi, Allah'a iman ettikleri halde 'orta bir yol tutan' insanlar da vardır, 'hayırlarda yarışıp öne geçenler' de. İhlas sahibi bir Müslüman hayırlarda yarışmaktadır. Hayatının her anında Allah'ın razı olacağı tavırları göstermek için ciddi bir çaba sarf etmekte, elindeki tüm imkanları kullanarak salih kullardan olmaya çalışmaktadır.
Dini yaşamada orta yolu tutanlar ve hayırlarda yarışanlar arasındaki farkı şu şekilde açıklayabiliriz; insan hayatı boyunca pek çok olayla karşılaşır. Hayatına nasıl bir yön vereceği, olaylar karşısında nasıl bir tavır alacağı, nasıl bir ahlak göstereceği konusunda her zaman için çeşitli seçeneklerle karşı karşıya kalır. Seçim ise tamamen kendi vicdanına kalmıştır. Bu seçenekler arasında her zaman için Allah'ın rızasına uygun olmayan alternatifler de vardır. İman eden bir insanın dikkati bu din dışı seçeneklere karşı son derece açıktır. Dolayısıyla da bu ihtimalleri kayıtsız şartsız reddeder ve Allah'ın rızasına uygun olan tavrı seçer. Bu noktada önemli olan ise şudur: seçenekler henüz sona ermemiştir. Halen karşısında alternatifler vardır. Ve bunların hepsi de, Kuran ahlakına uygun tavırlar olabilir. Ancak yine de bu durum insanı kandırmamalıdır. Kişinin bu aşamada vicdanını ve dikkatini bir kez daha devreye sokup, Allah'ın rızasını gözeterek bir kez daha seçim yapması gerekmektedir. Eğer insan kendisine 'orta bir yol'u değil de, 'yarışıp öne geçenlerden' olmayı ideal edinmişse, o zaman hangi kararı verirse Allah'ın en çok razı olacağını kolaylıkla anlar. Dolayısıyla karşısına çıkan tüm bu alternatifler arasında Allah'ın en fazlasıyla razı olacağı, dolayısıyla kendisinin de en fazla ecri kazanıp, Allah'a yakınlıkta en fazla yolu katedebileceğini umduğu tavrı seçer. Bu yaptığı tercihin diğerlerinden farkı ise, nefsin hiçbir şekilde karışmaması ve katıksızca Allah'ın rızasını hedeflemesidir. İşte bu vicdani titizlik de ona ihlası kazandırır. Kuran'da iman edenler arasında yarışıp öne geçen salih kimselerden şu sözlerle bahsedilmiştir:
"Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır." (Al-i İmran Suresi, 113-114)
*Kuran'a uygun olan, yapılması gereken iş ne kadar nefsine ters, ne kadar zor olsa ve ne kadar fedakarlık gerektirse de her zaman için Allah'ın rızasını kazanabilmeyi, nefsinin menfaatlerine tercih etmesidir. Bu şuur mümine ihlası, birbiri ardınca gelen salih amelleri dolayısıyla da Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazandırır.
*İhlası kazanmak isteyen bir insan, şu gerçeğin kesin olarak bilincine varmalıdır; insan dünya hayatında yaptıklarının karşılığını ancak ve ancak Allah'tan beklemelidir. Kişinin yaptığı işi Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti dışında herhangi bir karşılık umarak yapması ihlası kırıp, kişiyi samimiyetsizliğe sürükler. Çünkü Allah'ın vereceğinin dışında, insanlardan maddi ve manevi menfaatler besleyerek yapılan bir iyilik insana kazançtan ziyade kayıp getirir. İnsan bu düşünceyle yıllarca Allah yolunda hizmet etse bile, bu yaptıklarını sadece Allah'ı razı etmek için yapmadığı sürece, gerçek anlamda ihlası kazanmamış demektir. Ancak niyetine Allah'ın rızası dışında birşey katmadan yaptığı ibadetler kişiye büyük bir ecir ve sevap kazandırabilir.
*Gerçekten de insanın Allah'ın rızası dışında beklediği her karşılık dünyaya aittir ve bu da dünyayı ahirete tercih etmek anlamına gelir. Bu kişi belki dünya nimetlerinden faydalanacak, ama ahiretteki sonsuz güzelliklerden mahrum kalacaktır. Oysa insan sadece Allah'ın rızasını ve ahireti hedefleyerek niyetine hiçbir katık katmadan salih amelde bulunursa, Allah ona hem dünya hem ahiret nimetlerini verecektir.
*Kuran'da Peygamberlerin bu konuda gösterdikleri üstün ahlaka dair pek çok örnek verilmiştir. Ayetlerde tüm elçilerin gönderildikleri topluluklara 'yaptıkları hizmetlerin karşılığında Allah'ın rızası dışında hiçbir ücret beklemediklerini' bildirdiklerinden şöyle bahsedilmektedir:
(Hz. Hud) Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz? (Hud Suresi, 51)
(Hz. Nuh) Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum. (Hud Suresi, 29)
Bediüzzaman Said Nursi de, insanın ancak Peygamberlerdeki bu ahlaka özenerek ihlası kazanabileceğini hatırlatmıştır:
… Bir makama çoklar aday olur. Maddî ve manevî her bir ücrete çok eller uzanabilir. O noktadan zahmet ve rekabet doğup; dostu düşmana, anlaşmayı muhalefete çevirir. İşte bu müdhiş illetin merhemi, ilâcı ihlastır. Yani Allah'ın rızasını nefsin rızasına tercih etmekle ve hakkın hatırı, nefsin ve enaniyetin hatırına galib gelmekle "Eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum." (Yunus Suresi, 72) ayetinin sırrına mazhar olup, insanlardan gelen maddî ve manevî ücretten istiğna etmekle (Allah'tan başka kimsenin minneti altına girmeme) Kuran'da "... Peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başkası değildir" (Nur Suresi, 54) ayetinin sırrına mazhar olup hüsn-ü kabul (iyi bir kabul) ve hüsn-ü tesir (iyi bir etki) ve teveccüh-ü nâsı (insanların ilgisini) kazanmak noktalarının Cenab-ı Hakk'ın vazifesi ve ihsanı olduğunu ve kendi vazifesi olan tebliğde dâhil olmadığını ve lâzım da olmadığını ve onunla mükellef olmadığını bilmekle ihlasa muvaffak olur. Yoksa ihlası kaçırır.9
*insanın ihlası kazanabilmek için her zaman için niyetini halis tutması ve katıksızca Allah'ın rızasına yönelmesi gerekmektedir. Allah dilemediği sürece rızası kazanılmış olan insanların kişiye bir faydası olmaz, ama Allah'ın rızasını, desteğini, sevgisini ve hoşnutluğunu kazanan bir insan, tüm bu insanların kendisine sağlayacağı desteği zaten kazanmış demektir. İhlasla hareket ettiği için Allah zaten ona dünyada da ahirette de en güzel hayatı yaşatacak, ona hiçbir insanın sağlayamayacağı desteği sağlayacak, hiçbir insanınkiyle kıyaslanamayacak bir dostluğu nasip edecektir. Bir sözünde Bediüzzaman Said Nursi de bu önemli gerçeğe şöyle değinmiştir:
… Rıza-yı İlahî kâfidir. Eğer o yâr ise, herşey yârdır. Eğer o yâr değilse, bütün dünya alkışlasa beş para değmez. İnsanların takdiri, istihsanı (beğenisi, hoş karşılaması), eğer böyle işde, böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli ibtal eder. Eğer tercih ediliyorsa, o ameldeki ihlası kırar. Eğer müşevvik (teşvik edici) ise saflığını izale eder. Eğer sırf alâmet-i makbuliyet olarak, istemeyerek Cenab-ı Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesiri namına kabul etmek güzeldir ki... buna işarettir.11
Ey nefis eğer takva ve ameli salih ile Halikini razı etti isen, halkın rızasını tahsile luzum yoktur, o kafidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse iyidir. Şayet onların ki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü onlarda senin gibi aciz kullardır. Maahaza ikinci şıkkı takip etmekte şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet bir maslahat için sultana "müracat eden adam sultanı" irza etmiş ise, o iş görülür. Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Mamafih yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına mütevakıftır."12
* Bediüzzaman Said Nursi dünya hayatını en mutlu ve en güzel şekilde yaşayanın, 'dünyayı bir misafirhane olarak kabul eden kimse' olduğunu belirtmiştir. Çünkü bu düşünce söz konusu kişiyi Allah'ın rızasını kazanmaya ve ihlaslı davranmaya yöneltmektedir.
Görüyorum ki: şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir askeri misafirhane telakki etsin ve öyle de izan etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telakki ile, en büyük mertebe olan rıza mertebesini çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimi bir elmasın fiatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.
Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkum şişeler hükmündedir; sonsuz ahirete ait işler ise gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inadlı talep ve hakeza iddetli hisler, ahirete ait işleri kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı, şiddetli bir surette fani dünya işlerine yöneltmek, fani ve kırılacak şişelere, baki elmas fiatlarını vermek demektir.16
Bediüzzaman bu sözünde dünya hayatını kırılacak bir şişeye, ahireti ise bir elmas parçasına benzetmiştir. Dünya hayatına kapılarak ihlastan uzaklaşan kişi bu değersiz cam şişe için elması feda eden kimse gibi ahiretini kaybetmektedir. Dünyanın bir misafirhane olduğunu anlayan kimse ise bu hataya düşmeyerek dünyada da ahirette de en güzel hayatı yaşamaktadır.
*Bediüzzaman Said Nursi "Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize; şerefte, makamda, sevgide, hattâ maddi menfaat gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hattâ en latif ve güzel bir iman hakikatini muhtaç bir mü'mine bildirmek ki; en masumane, zararsız bir menfaattir. Mümkün ise, nefsinize bir hodgâmlık (kendini düşünen, bencillik) gelmemek için, istemeyen bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer "Ben sevab kazanayım, bu güzel mes'eleyi ben söyleyeyim" arzunuz varsa, gerçi onda bir günah ve zarar yoktur. Fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlasa zarar gelebilir."21 sözleriyle nefsin bencilce tutkularından kurtulmak için meşru gibi görünen konularda da diğer müminlere öncelik tanımanın makbuliyetine dikkat çekmiştir. Şan şeref, makam mevki, maddi menfaat, ilgi ve sevgi gibi nefsin hoşuna gidecek her türlü konuda fedakarlıkta bulunmanın ihlasa vesile olacağını hatırlatmıştır. Öyle ki bir mümine güzel bir tavsiyede bulunacak, güzel bir söz söyleyecekken sözü bir başkasına bırakarak arka planda kalıp, bu şekilde kardeşini ön plana çıkarabilir.
İşte nefsinin tüm bu kışkırtmalarından sakınıp, Allah'ın rızasını ve ihlası kazanma konusunda gayret eden insana Allah yollarını açacak ve onu kolay olanda başarılı kılacaktır. Allah Naziat Suresi'nde müminleri şu şekilde müjdeler:
Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa, artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir. (Naziat Suresi, 40-41)
*Müminler dünya ahiret birbirlerinin dostu, velisi ve kardeşidirler ve her biri de aynı amaca hizmet etmektedirler. Birbirlerine ne kadar destek olurlar, ne kadar kuvvet sağlarlarsa Allah'ın rızasını da o kadar çok kazanmış olurlar.
*Peygamberimiz "Bir kimse din kardeşinin ayıbını onun hoşlanacağı şekilde örterse, Allah da kendisini dünya ve ahirette hoşnud eder."26 şeklindeki sözüyle Müslümanların her zaman birbirlerinin eksikliklerini tamamlamaları ve hatalarını örtmeleri gerektiğini ifade etmiştir. Aksi durumda aralarındaki manevi birlik ortadan kalkacak ve güçleri gidecektir. Müminlerin güçlerinin gitmesi ise inkar edenlerin gücüne güç katmak anlamına gelir. Hiçbir mümin sırf nefsinin isteklerini tatmin etmek için böyle bir sorumluluğu yüklenmek istemez. Çünkü müminlerin asıl sorumlulukları Kuran ahlakını en mükemmel şekilde yaşamak, bu ahlaklarıyla başkalarına örnek olmak ve onları da dini yaşamaya teşvik etmektir. Açıktır ki kendisi daha kıskançlığı ya da rekabet hırsını yenememiş bir insan, böyle bir sorumluluğu gereği gibi yerine getiremez. Dolayısıyla da müminlerin gücünü kıran ve inkar edenlere güç veren tavırlar gösterir. Bu tavırlar sonucunda kişi etrafına kötü örnek olduğu gibi, ahiret için de ağır bir sorumluluk yüklenir. O nedenle bu tavırlarını hemen terk etmeli ve güzel ahlaka yönelmelidir. Çünkü ihlası ancak bu şekilde kazanabilecek ve Allah'ın rızasına uygun bir ahlaka ancak bu şekilde ulaşabilecektir. Mümine yakışan tavır ise Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi "İyilik ve takva konusunda yardımlaşın" ayetine uygun olarak 'müminlerle samimi ittifak etmek' ve ihlası ayakta tutmaktır:
İşte ehl-i hakkın bu haksız ihtilaf illetinin merhemi ve ilâcı: "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider…" (Enfal Suresi, 46) âyetindeki Allah'ın şiddetli yasaklaması, "İyilik ve takva konusunda yardımlaşın" (Maide Suresi, 2) âyetinde sosyal hayat için gayet hikmetli olan Allah'ın emir ve prensipleriyle hareket etmek ve ihtilafın İslâmiyete ne derece zararlı olduğunu ve dalalette olanların, hak yolda olanlara üstün gelmesini ne derece kolaylaştırdığını düşünüp, tam bir zaaf ve acizlik ile, o hak yolda olanların kafilesine fedakârane, samimane olarak katılmaktır; şahsiyetini unutmakla iyi yüzlülük ve yapmacık hareketlerden kurtulup, ihlası elde etmektir.27
*Sahip olduklarını kendisine verenin Allah olduğunu, O'nun yardımı ve desteği olmaksızın hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini anlayan bir kimse ise, Allah'ın yaratışındaki bu hikmeti görebilmekte ve aczini anlayarak tevazulu bir ahlaka sahip olmaktadır. Bediüzzaman enaniyeti bırakmanın, ihlası kazanmada en önemli adım olduğunu da bir sözünde şu şekilde ifade eder:
"Ve hakkı, bâtılın saldırısından kurtarmak için... nefsini ve enaniyetini ve yanlış düşündüğü izzetini ve ehemniyetsiz rekabetkârane hissiyatını terk etmekle ihlası kazanır, vazifesini hakkıyla îfa eder."28
Bu ahlakın yaşanması ihlasın kazanılabilmesi için gereklidir. Çünkü enaniyet kişinin Allah'ın razı olacağı tavırdan değil de, kendi nefsinden yana tavır göstermesine neden olur. Enaniyet insanın herkesten çok kendini sevmesi, herkesten çok kendi benliğinin sözünü dinleyip, herkesten çok kendi menfaatlerini korumasıdır. Öyle ki bu durum çoğu zaman kişi için Allah'ın rızasının, Kuran ayetlerinin ya da müminlerden gelecek olan hatırlatmaların üstünde olabilir. Çünkü büyüklenme hissine kapılan bir insan, vicdanını dışarıdan gelecek hatırlatmalara karşı da kapatmış olur. Vicdanının sesine kulak asmadığı için olaylar karşısında ihlaslı davranabilmesi de söz konusu olmaz.
Kuran'da Allah enaniyetin bu etkisine "Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi, 206) ayetiyle dikkat çekmiştir. Mümine asıl yakışan ise, "İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır." (Bakara Suresi, 207) ayetiyle bildirildiği gibi böyle bir durum karşısında nefsini ve enaniyetini bir kenara koyup Allah'ın rızasından yana tavır koymasıdır.
*Müminin kendisini çevresindeki insanlara sevdirebilmek için riyakar bir tavra ihtiyacı yoktur. Çünkü kişiyi diğer insanlara sevdirecek olan Allah'tır. Hayatının her anında ihlasla Allah'ın rızasını kazanmaya çalışan bir mümini, tüm inananlar doğal olarak kalben sevip desteklerler. Güzel ahlaklı, samimi dürüst ihlaslı ve içi dışı bir olan insanı sevmek müminlerin fıtratında vardır. Allah'ın rızası beraberinde kişiye müminlerin rızasını da kazandırır. Ama sadece insanların rızası için yapılan bir işte Allah'ın rızasından yana hiçbir kazanç sağlanamaz.
İşte bu nedenledir ki insanın nefsinin bu yöndeki telkinlerine kulak asmaması ve ihlası kazanabilmek için samimiyetsiz olan her türlü düşünce ve tavırdan arınması gerekmektedir.
*Nefsin bir özelliği de mala ve cana tutkuyla bağlı olmasıdır. Bu nedenle de nefs insanları sürekli olarak bu iki konuda hırsa kapılmaları yönünde teşvik eder. Ancak "Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz..." (Al-i İmran Suresi, 186) ayetiyle de bildirildiği gibi mallar ve canlar tutkuyla bağlanmak için değil, insanların denenmesi için yaratılmıştır. Allah bu dünyevi değerlerin peşi sıra gitmek yerine, bunları Allah'ın rızasını kazanma yolunda seve seve ortaya koyabilenleri cennetle müjdelemiş, büyük kurtuluş ve mutluluğa da ancak bu yolla ulaşılabileceğini şöyle bildirmiştir:
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111)
*Kuran'da mal gibi can kaygısına kapılarak ihlaslarını kaybeden ve Allah'ın rızasından uzaklaşan insanların durumuna da pek çok örnek verilmiştir. Peygamber kendilerini Allah yolunda canlarıyla savaşmaya çağırdığında kimileri 'güçlerinin yetmediğini' (Tevbe Suresi, 42) kimileri de 'sıcakta savaşmanın kendilerine zor geldiğini' (Tevbe Suresi, 81) öne sürerek nefislerinden yana tavır koymuşlardır. Bu mazeretleri öne sürerken kimisi Allah'ın adını anarak gerçekten güçlerinin yetmediğine dair yemin de etmiştir. Ancak Allah bu kimselerin yalan söylediklerini ve bu tavırlarıyla kendi nefislerini helaka sürüklediklerini bildirerek bu kişilerin samimiyetsizliğini ifade etmiştir. İhlasa uygun olan ise; "Ama Resul ve onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır." (Tevbe Suresi, 88) ayetinde dikkat çekilen salih müminlerin tavırlarında olduğu gibi, inananların hiçbir hesap yapmadan malları ve canlarıyla Allah'ın rızasından yana tavır koymalarıdır.
Allah bir başka ayetinde de müminlerden mallarını ve canlarını ortaya koyup, Allah'ın rızasını tüm bunların kazandıracağı çıkar ve menfaatlerden üstün tutan kimselerin, derece bakımından Allah katında daha üstün tutulacağını bildirerek ihlas sahibi müminleri müjdelemiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cehd edenleri (çaba harcayanları) oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (Nisa Suresi, 95)
*Müminler kendi içlerinde büyük bir ihlasla Allah'ın rızasını aradıkları için hiçbir zaman bir kargaşa, anlaşmazlık ya da ihtilafla karşı karşıya gelmezler. Çünkü Allah'ın sözü birdir; Kuran ayetleri açıktır. Tüm inananların Kuran'a kayıtsız şartsız uyduğu ve her zaman Allah'ın rızasının en çoğunu kazanmaya yönelik hareket ettiği bir ortamda müthiş bir uyum ve düzen meydana gelir.
*Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmanın sırrı ise ihlastır. Allah, "De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir." (Al-i İmran Suresi, 15)" ayetiyle korkup sakınanlar için ahirette en hayırlı karşılık olarak Allah'ın rızasının olduğunu müjdelemiştir ki, müminlerin dünya hayatlarındaki çabalarının nihai hedefi de zaten budur.
*Katıksızca Allah'a yönelen bir insan dünya hayatının tüm sıkıntılarından ve üzüntülerinden uzaklaşır. Sadece Allah'tan korktuğu için tevekküllü, huzurlu, güven dolu bir hayat sürer. Kınayanın kınamasından korkmadığı için dünya hayatına dair hiçbir endişesi ve tedirginliği olmaz. Bir tek Allah'ın rızasını hedeflediği için hiç kimsenin onu ye'se düşürmesi, gerginliğe sürüklemesi mümkün değildir. Yalnızca ahireti hedeflediği için dünya hayatının malı, mülkü onu tasalandırmaz. Ne malını, mülkünü artırmak ne de onları kaybetmek bu kişiyi bir korkuya, endişeye sürüklemez. Her zaman teslimiyetli, tevekküllü, itidalli, müşfik, sabırlı ve tevazuludur.
İhlas ve samimiyetle yapılan işlerde, insanların rızası, dünyevi çıkarlar ya da öne çıkma hırsı gibi konular hedeflenmediği ve sadece Allah'ın rızası arandığı için sonuç hep bereketli olur. Çünkü "Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır." (Nur Suresi, 55) ayetiyle de bildirildiği gibi Allah, Kendisine şirk koşulmadığında, insanların rızasından, dünyevi çıkar beklentilerinden arınıp katıksızca Allah'a yönelindiğinde, müminleri kesin olarak başarıya ulaştıracağını vaat etmiştir.
*insanın Allah'ın rızasından yana yaptığı amellerini dünya çıkarlarını araya katarak kirletmesi ve bir parça irade kullanıp ihlası kazanmak varken amellerini geçersiz kılması büyük bir akılsızlık olur. Bu kişi belki yıllar yılı gece gündüz demeden çalışacak, kendini doğru bir yol üzerinde sanacak, ancak ihlası kazanmak için çaba sarf etmediği için katıksızca Allah'a yönelen kullardan olamayacaktır.
:: Sonraki Sayfa »
|
 |